Haber Detayı
AB ile Gıda Müzakereleri Çöktü: 7 Kriterin Hiçbiri Karşılanamadı
Türkiye'nin Avrupa Birliği müzakere sürecinde 12. Fasıl, yani Gıda Güvenliği, Veterinerlik ve Bitki Sağlığı Politikası tamamen çökmüş durumda.
Bu faslı 30 Haziran 2010'da açtık. 2018'den beri müzakereler donmuş vaziyette ve tek bir kapanış kriterini bile karşılayamadan her şey askıya alındı.
Gıda güvenliğinde Avrupa'yla aramızdaki uçurum kapanmadı, derinleşti.Avrupa Birliği’ne Göre Ne Durumdayız?Avrupa Komisyonu 2024 ve 2025 raporlarında Türkiye'ye aynı notu veriyor: "Bir miktar hazırlık düzeyi" ve "ilerleme kaydedilmedi." Bu not yıllardır değişmedi.
Faslın tarama toplantıları Mart-Nisan 2006'da yapıldı. 13 Temmuz 2007'de altı açılış kriteri belirlendi.
Ondan sonra AKP iktidarı yeni bir fasıl bile açamadı.Haziran 2018'de Avrupa Birliği Genel İşler Konseyi müzakereleri fiilen durdurdu ve yeni fasıl açılamayacağını açıkça söyledi.
Mayıs 2025'te Avrupa Parlamentosu 74'e karşı 367 oyla müzakere sürecini dondurdu.
Bugüne kadar 12.
Fasıl için belirlenen yedi kapanış kriterinin büyük çoğunluğunu karşılayamadık.Bu kriterlerin içinde neler var, bir bakın: Gıda işletmelerini AB standartlarına yükseltmek, çiğ süt stratejisi sunmak, sınır denetim noktalarını tam çalışır hale getirmek, koyun-keçi kimlik sistemini kurmak, hayvan refahı mevzuatını uygulamak.
Bunların hiçbirinde ciddi bir adım atılmadı.Avrupa Birliği Müzakerelerinde Bugüne Kadar Ne Yapıldı?Peki bu süreçte ne yapıldı?
AB uyum çerçevesinde gıda yasamız yenilendi. 13 Aralık 2010'da 5996 sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu yürürlüğe girdi.
Bu kanuna dayanarak 250'den fazla ikincil düzenleme yayımlandı.
Ama Avrupa Komisyonu, en başından beri her yıl aynı şeyi söylüyor: Yasaları kağıt üzerinde kabul ettiniz ama uygulamaya geçiremediniz.Tarım ve Orman Bakanlığı bünyesindeki Gıda ve Kontrol Genel Müdürlüğü 81 il ve 922 ilçe müdürlüğüyle gıda denetimi yapıyor.
Ama burada yapısal bir çelişki var: Aynı kurum hem üretimi teşvik ediyor hem de üretimi denetliyor.
Birbirinden kesin olarak ayrılması gereken iki görevi tek kurum yürütüyor.
Hem koçluk yapıp hem hakemlik yapamazsınız.
Avrupa Komisyonu bu durumun denetimlerde ciddi sorunlara yol açtığını, kurumların görev ve sorumluluk alanlarının hala belirsiz kaldığını her raporda tekrarlıyor.2018'de Cumhurbaşkanlığı Sistemi'ne geçiş bu kurumsal başarısızlığı daha da derinleştirdi.
Yönetim sistemi merkezileşti, liyakat yerine siyasi atamalar ağırlık kazandı.
Bu sadece bir yönetim sorunu değil.
Sofranıza gelen gıdanın güvenliğini doğrudan etkileyen bir sorun.Avrupa Birliği Müzakerelerinde Bugüne Kadar Ne Yapılmadı?Gelelim yapılmayanlara.
Türkiye'de son kapsamlı tarım sayımı 2001 yılında yapıldı.
AKP iktidarı 25 yıl boyunca düzgün bir tarım ve besi sayımı yapmadı. e-Devlet üzerinden çiftçilere anket göndererek sayım yapmaya çalıştı.
Büyükşehir Yasası'yla birlikte kırsal alanlardan Tarım ve Orman Bakanlığı yapıları da dahil tüm idari yapılar çekildi.
Çiftçi, köylü, besici kendi haline bırakıldı.
Veri altyapısı AB uyumlu izleme ve politika tasarımı için yetersiz kaldı.
Avrupa Komisyonu, TÜİK'in bağımsızlığı ve güvenilirliği konusunda da ciddi eleştiriler getiriyor.Kamusal gıda kuruluşlarının tasfiyesi, gıda güvenliği altyapımızı doğrudan çökertti.
Et ve Balık Kurumu, Süt Endüstrisi Kurumu, YEMSAN, TEKEL, TÜGSAŞ, Türkiye Zirai Donatım Kurumu.
Bunların hepsi IMF güdümlü yapısal uyum programları çerçevesinde özelleştirildi.
Piyasacı reçetelerle halkın kurumları elden çıkarıldı.Bu özelleştirmelerin hemen ardından üretici fiyatları yüzde 11,5 ile 18,5 arasında düştü.
Yani çiftçi daha az kazandı.
Peki tüketici rahatladı mı?
Hayır.
Satış fiyatları tam tersine yükseldi.
Aradaki farkı kim cebe attı?
Oligopoller, yani piyasayı kontrol eden bir avuç büyük şirket.
Gıda alanı bu şirketlerin eline geçti ve yapı küçük üreticilerin aleyhine işlemeye başladı.Bu hikayenin en görünmez ama en ağır sonucu şu: Türkiye'nin gıda altyapısı öylesine zayıfladı ki, gıda işletmeleri on yıllardır AB standartlarını karşılayacak seviyenin başlangıcına bile ulaşamıyor.
Sofradaki acının kaynağı burada.
Emekçisi, emeklisi, çiftçisi, öğrencisi, annesi, yaşlısı, genci, hepimiz aynı sofradan nasibimizi alıyoruz.
Güvenli, erişilebilir, adil bir gıda sistemi hepimizin hakkı.
Bunu sağlayacak olan piyasa değil.
Güçlü kamusal kurumlar ve hesap veren bir yönetim anlayışı.