Haber Detayı
Devlet Bahçeli’den 3. Dünya Savaşı'nı Önleyecek Öneri
Dünya, tarihin belki de en gerilimli, en belirsiz ve en tehlikeli virajlarından birinden geçiyor. Her sabah uyandığımızda yeni bir cephenin açıldığına, yeni bir katliam haberiyle sarsıldığımıza şahitlik ediyoruz.
Gazze’de çocukların çığlıkları arşı titretirken, Ukrayna bozkırlarında binlerce insan hayatını kaybederken, Kızıldeniz’den Karadeniz’e, Hint okyanusuna kadar ticaret yolları barut fıçısına dönmüşken karşımızda sadece koca bir sessizlik veya etkisiz bir "endişe" mekanizması duruyor.
Evet, Birleşmiş Milletler’den bahsediyorum.Bugün o koca bina, sadece protokollerin yerine getirildiği, kürsülerin şov amaçlı kullanıldığı ve beşli çetenin vetolarıyla her türlü çözümün tıkandığı bir enkaz yığınına dönüşmüş durumda.
Mevcut uluslararası sistem artık can çekişiyor; ne barışı sağlayabiliyor ne de adaleti dağıtabiliyor.Tam da bu noktada, küresel kaosun tam ortasında Milliyetçi Hareket Partisi Lideri Sayın Devlet Bahçeli, "tarihin akışını değiştirecek" o muazzam çağrısını yaptı: Dünya Barış Konseyi.
Tecrübeli lider bu açıklamasını etkili haber kanalı Tv100'e yaptı.
Ahmet Yeşiltepe'nin sunduğu programa mesaj gönderen Bahçeli'nin bu önerisi, sıradan bir siyasi çıkışın çok ötesinde, insanlığın varoluş mücadelesine sunulmuş bir can simidi niteliği taşıyor.
Devlet Bey, dünyadaki mevcut sistemin iflas ettiğini sadece tespit etmekle kalmıyor, yerine neyin inşa edilmesi gerektiğini de kalem kalem, isim isim ortaya koyuyor.
Bahçeli’nin önerisine göre; BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’in öncülüğünde ABD, Rusya Federasyonu, Çin Halk Cumhuriyeti, Türkiye ve Avrupa Birliği’nin katılımıyla acilen bir mekanizma hayata geçirilmeli.
Bu yapı, sadece kağıt üzerinde kalan bir komisyon değil, sahada karşılığı olan, caydırıcı ve uzlaştırıcı bir güç olmalı.
Üstelik Devlet Bey, bu büyük girişimin merkezi olarak da Ankara’yı, yani medeniyetlerin buluşma noktasını işaret ediyor. "Türkiye bu sürece ev sahipliği yapmaya hazırdır" diyerek, ülkemizin küresel barıştaki kilit rolünü bir kez daha tescilliyor.Aslında bu vizyonun arka planına baktığımızda, müthiş bir stratejik süreklilik görüyoruz.
Hatırlayalım; Devlet Bey çok kısa bir süre önce, Türkiye’nin iç cephesini tahkim etmek adına o devrimci çıkışını yapmıştı. "Terörsüz Türkiye" hedefiyle, Kürt meselesi üzerinden ülkemizi bölmeye çalışanların oyununu bozan, kardeşliği her şeyin önüne koyan o bilge duruş, aslında bugün önerdiği "Dünya Barışı"nın da temel taşı.
İçerideki barışı ve huzuru sağlamadan dünyaya söz söyleyemezsiniz.
Sayın Bahçeli, önce iç cepheyi birleştirip "biz biriz" dedi, şimdi ise aynı kararlılıkla "dünya bir olmalı" diyor.
Kürt barışı adımıyla içerideki prangaları kırmayı hedefleyen o akıl, şimdi Dünya Barış Konseyi hamlesiyle insanlığın ayağındaki prangaları çözmeye talip.Neden Türkiye?
Çünkü biz, hem Doğu’nun hikmetine hem Batı’nın realitesine vakıf olan tek aktörüz.
Rusya ile Ukrayna arasında köprü olan, tahıl koridoruyla dünyayı açlıktan kurtaran, Orta Doğu’nun kanayan yaralarına derman arayan hep Türkiye oldu.
Bahçeli’nin önerdiği bu konseyde Türkiye’nin bulunması, sadece bir temsil değil, bir denge unsuru anlamı taşıyor.
ABD, Çin ve Rusya gibi devlerin arasındaki güç rekabeti dünyayı felakete sürüklerken, Türkiye’nin vicdanlı ve adil yaklaşımı bu konseyin pusulası olacaktır.Devlet Bey’in bu hamlesi, Üçüncü Dünya Savaşı senaryolarının yüksek sesle konuşulduğu şu günlerde gerçek bir "akıl tutulması" yaşayan dünyaya uzatılmış bir zeytin dalı.
Eğer insanlık bir yol ayrımındaysa, Bahçeli’nin gösterdiği yol; sömürünün değil paylaşımın, savaşın değil barışın, veto hakkının değil insan hakkının yoludur.
Ankara merkezli bu büyük barış halkası, sadece bölgemiz için değil, tüm insanlık için tek çıkış yolu olarak önümüzde duruyor.
Şimdi mesele, dünyanın bu sese kulak verip vermeyeceği.
Biz biliyoruz ki; Türk devlet aklı ne zaman bir söz söylese, o söz tarihin derinliklerinde mutlaka bir karşılık bulur.
Devlet Bey, bu çıkışıyla sadece bugünü kurtarmayı değil, gelecek nesillere savaşsız bir dünya bırakmayı hedefliyor.
Bu vizyonu anlamak ve arkasında durmak, sadece bir siyasi tercih değil, bir insanlık borcu haline gelmiştir.