Haber Detayı
MHP lideri Bahçeli: Mesele Brüksel'in iki yüzlü siyasetidir! Avrupa Türkiye'siz asla yapamaz
Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Layen'in sözlerine sert tepki gösteren MHP Genel Başkanı Devlet Başkanı Devlet Bahçeli, Mesele Ankara'nın istikameti değil, Brüksel'in iki yüzlü siyasetidir, Avrupa Türkiye'siz asla yapamaz. dedi.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli partisinin haftalık grup toplantısında ülke ve dünya gündemine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Layen'in Avrupa kıtasının Rus, Türk veya Çin etkisine bırakılmaması gerek şeklindeki sözlerine de konuşmasında yer veren MHP lideri, yapılan açıklamanın sıradan bir cümle gibi geçiştirilemeyeceğini belirtti.Bahçeli, Burada da karşımıza duran şey Avrupa'nın Türkiye'yi anlamakta yaşadığı derin zihni arızadır.
Avrupa Birliği Türkiye'yi yıllardır üyelik bahsinde dışarıda, güvenlikte içeride, değerler söyleminde ötede, yük paylaşımında beride tutmaya çalışmıştır. dedi.İşte Bahçeli'nin konuşmasından satırbaşları:Bu mübarek topraklarda hayat daima müşterek kader içinde yoğrulmuştur.
Bu vatanda sevinç tek başına yaşanmamış, keder müferrit bir duygunun içine hapsedilmemiştir.
Türküler birlikte söylenmiş, ağıtlar birlikte yakılmış, zaferler birlikte kutlanmış, yenilgiler birlikte göğüslenmiştir.
Bu bakımdan millet dediğimiz hakikat, bazen bir marşla, bazen bir mezar taşında, bazen de sofradaki aşta göstermiştir derinliğini.
Çünkü Türk milleti, mazisini geleceğe yön veren bir kudret kaynağına dönüştüren büyük bir tarih öznesidir.Önümüzdeki günlerde idrak edeceğimiz 3 Mayıs Milliyetçiler Günü, Türk milliyetçiliğinin varoluş tarihinde mümtaz bir mevki, mücadele hafızasında müstesna bir merhale, gönüllerde ise sönmeyen bir meşaledir.
Türk milletine mensubiyet duygusunun ne kadar derin, ülküyle aydınlanan zihinlerin ne kadar diri, dava uğruna ölümü göze almış yüreklerin ne kadar dayanıklı olduğu 3 Mayıs'ın çilesinde, 3 Mayıs'ın iradesinde, 3 Mayıs'ın mertliğinde açıkça görülmüştür.
O gün ayağa kalkanlar yalnız bir itiraz yükseltmediler.Aynı zamanda Türk milliyetçiliğinin hangi ruha, hangi ahlaka, hangi sadakate dayandığını da tarihe kazıdılar.
Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir sözü, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün millet tasavvurunu en vecih şekilde ortaya koyan tariflerden biridir.
Millet, yalnızca aynı hudutlar içinde yaşayan insanların toplamı olarak anlaşılmamalıdır.Millet, aynı kaderi yüklenmiş, aynı vatanda yan yana durmayı tarih önünde iradeye dönüştürmüş, zaman içinde birbirinin acısına alışmış, sevincine iştirak etmiş, hafızasını müşterek hatıralarla beslemiş, beşerî ve siyasi bir terkiptir.3 Mayıs şahsiyet kazanmış bir dava ahlakının tarih içinde görünür hale geldiği bir yolun kanla yakanmış taşlarıdır.
Türk Milliyetçiliği geçici heveslerin değil ülküye adanmışların davasıdır.
Türk Milliyetçiliği günü kurtarmaya memur dar kadroların değil asırları inşa etmeye namzet olanların mirasıdır. 3 Mayıs 1944'te ayağa kalkan milli ruh, zaman içinde siyasi bir mecraya kavuşmuş çok çetin yollardan geçmiştir.
Milliyetçi Hareket Partisi devletin ve milletin varlığında kendi varlığını eritenlerin burcudur.
Milliyetçi Hareket Partisi mayası bozulmamışların, tuzu kokmamışların, çizgisi eğrilmemişlerin, hedeften sapmamışların, son sığınağıdır.
Bu dava hatırlayanların değil taşıyanların davasıdır.
Bizim milliyetçiliğimiz yalnızca Anadolu coğrafyasına sıkıştırılabilecek bir itibar davası olarak görülemez.
Misak-ı Milli coğrafyası denildiğinde yüreklerimize hasret düşmektedir.
Bu hasretlerin başında ise Kerkük coğrafyası gelmektedir.
Kerkük ecdadımızın hüzünle yoğrulmuş emaneti onur mücadelesinin bayraktarı Türkmen varlığının kadim bir parçasıdır.
Bu itibarla Kerkük'e baktığımızda asırlık hicranı görüyoruz.
Kerkük Türkmenlerinin uzun süredir maruz bırakıldığı zulüm Türk milletinin vicdanına kazınmış kahredici bir imtihandır.
Kerkük söz konusu olduğunda vazife için saflara koşacak ülkücülerin sesi sadakat ve seferberlik ifadesiydi.
Türkmenli söz konusu olduğunda Milliyetçi ülkücü hareketin tavrının Kerkük bahsinde gevşemeyeceğini gevşetilemeyeceğini gösteren namus yeminiydi.
Avrupa Komisyonu Başkanı 21 Nisan 2026 tarihinde Avrupa kıtasının Rus, Türk veya Çin etkisine bırakılmaması gerektiğini söylemiştir.
Bu söz sıradan bir cümle gibi geçiştirilemez.
Avrupa Birliği yürütme organının en üst siyasi makamından çıkan bu ifade bir yorumcunun bir köşe yazarının ya da tarihi bir aktörün beyanı sayılamaz.
Avrupa Komisyonu başkanının ağzından dökülen bu söz dilin kazası olarak görülemez.
Nitekim bu küstah dilin jeopolitik bakımdan sorunlu bulunduğu bizzat kendi çevrelerinde dile getirilmiştir.
Türkiye ile ilişki kurmak isteyen herkes önce bu milletin onurunu bu devletin vakarını ve bu tarihin ağılığını hesaba katmak zorundadır.
Herkes şunu çok iyi bilmelidir Türkiye yalnız rahat günlerin devleti değildir.
Bu milletin acı eşiği yüksektir.
Bu devletin kriz hafızası derindir.
Türkiye sarsıntı anlarında savrulmayan yüksek basınç anlarında paniğe kapılmayan tahrik karşısında öfkesini akla, gerilimi stratejiye tevil eden köklü devlet geleneğinin bugünkü adıdır.
Gözden Kaçmasın Balkanlar üzerinden giriş yapacak: İstanbul dahil birçok ilde etkili olacak | Gök gürültülü sağanak yağış geliyor: Meteoroloji tarih verdi Haberi görüntüle Gözden Kaçmasın Dönemin emniyet müdürü ‘tanık’ sıfatıyla ifadeye çağrıldı Haberi görüntüle