Haber Detayı

Hazır giyim sektöründe içeri değil dışarı bakmalıyız
Dünya# dunya.com
09/05/2026 00:00 (7 saat önce)

Hazır giyim sektöründe içeri değil dışarı bakmalıyız

Eğer gerçekten hazır giyim sektörünü ayağa kaldırmak istiyorsak, yönümüzü doğru belirlemeliyiz. İçeriye değil, dışarıya bakmalıyız. Teşvik yerine, pazara odaklanmalıyız. Çünkü rekabet içeride değil, dışarıda kaybediliyor.

İhracatçı DR.

TİMUR BOZDEMİR24 Nisan 2026 tarihinde açık­lanan, imalatçı-ihracatçı sek­törlerde kurumlar vergisinin %9’a düşürülmesi ülke ekonomi­mizi yönlendirmekte önemli bir adımdır.

Bu karar, devletin hazır giyim sektörü gibi birçok emek yoğun sektörünü gözden çıkar­madığının açık bir göstergesidir.

Karar alınırken hazır giyimin dik­kate alınmadığını düşünmek ger­çekçi olmaz.

Zira sektörün için­de bulunduğu durum uzun süre­dir kamuoyunun gündemindedir.

Benim de farklı platformlarda bu gidişata dair birçok uyarım oldu.

Aynı şekilde Türkiye Giyim Sa­nayicileri Derneği, İTO ve İSO gi­bi kurumlar da defalarca kırmızı alarm verdi.Ancak asıl soru şudur: Devleti­mize yaklaşık 2,5 milyar TL ver­gi kaybı yaratacak bu karar, ger­çekten sektör için bir çare midir?

Yoksa sadece semptomları hafif­leten geçici bir müdahale midir?

Vergi indirimi elbette firmaların nefes almasını sağlar.

Ancak has­talığın kökenine inmeden yapılan her müdahale sınırlı kalır.

Bugün kapanan firmaların ne kadarı ver­gi yükü nedeniyle kapanıyor?

Ne kadarı ürününü satamadığı için kapısına kilit vuruyor?

Bu soruya net ve dürüst bir cevap vermeden çözüm üretemeyiz.Sorun talep yetersizliğiSektör temsilcilerinin açıkla­malarına baktığımızda tablo ol­dukça nettir.

Sorun vergi değildir.

Sorun talep yetersizliğidir.

So­run rekabet edememektir.

Sorun, Türk üreticinin maliyetleriyle mal alabilecek müşteri bulama­masıdır.

Bugün Laleli’de sokak­lar eski kalabalığından çok uzak­tır.

Osmanbey’de vitrinler var ama müşteri yoktur.

Merter’de üretim hâlâ sürmekte ama umut giderek azalmak­tadır.

Bu sa­dece bir eko­nomik daralma değil, aynı zamanda pazar kaybıdır.Türkiye’nin hazır giyim ihracatı son yıllarda 20 milyar dolar bandından aşağı doğru ge­rilemektedir.

Buna karşın dün­ya ticareti büyümeye devam et­mektedir.

Özellikle Amerika Bir­leşik Devletleri tek başına yıllık 100 milyar doların üzerinde ha­zır giyim ithalatı yapmaktadır.

Bu devasa pazar, Türk üreticisi için hâlâ yeterince değerlendi­rilebilmiş değildir.

Türkiye’nin ABD’ye ihracatı ise yaklaşık 0,6 milyar dolar seviyesindedir.

Yani bu pastanın yüzde 1’ine bile ula­şabilmiş değiliz.Oysa rakiplerimize baktığımız­da tablo çok farklıdır.

Vietnam 16 milyar doların üzerinde, Bangla­deş ise 10 milyar doların üzerinde ihracatla ABD pazarında güçlü bir konumdadır.

Bu ülkelerin avanta­jı sadece düşük maliyet değildir.

Asıl farkı yaratan, ABD ile yaptık­ları ticari anlaşmalardır.

Bu anlaş­malar sayesinde gümrük vergileri ciddi şekilde düşmektedir.Rekabet dışarıda kaybediliyorTürkiye ise aynı pazara iplik içeriğine bağlı olmak üzere yüzde 16–32 gümrük vergisi ile girmek­tedir.

Yani daha kapıdan girerken rekabette geri düşmektedir.

Tür­kiye’de kurumlar vergisini yüz­de 25’ten yüzde 9’a düşürmek el­bette önemlidir.

Ancak dışarıda yüzde 32 vergi ödeyen bir üreti­ci için bu avantaj sınırlıdır.

Çün­kü rekabet içeride değil, dışarı­da kaybedilmektedir.

Bu nedenle serbest ticaret anlaşmaları, vergi indirimlerinden çok daha strate­jik bir araçtır.Benzer bir durum vize süreçle­rinde de yaşanmaktadır.

Bugün bir ihracatçının ABD’ye gitmesi haftalar, bazen aylar sürmektedir.

Avrupa’da bile vize almak ciddi bir engel haline gelmiştir.

Oysa ihra­cat masa ba­şında değil, sahada yapılır.

Müşteri ile temas kurmadan, pazarı yerinde görme­den, güven ilişkisi oluşturmadan satış yapmak mümkün değildir.Basit bir hesap yapalım.

Ortala­ma bir ihracatçının yıllık 5 milyon dolar satış yaptığını varsayalım.

Düzenli yurtdışı ziyaretleri ile bu rakamı %20 artırması mümkün­dür.

Bu, 1 milyon dolar ek ciro de­mektir.

Bunun yüzde 40’ı (tedarik zincirindeki tüm üreticilerin ya­rattığı toplam değer) katma değer olarak kalsa, 400 bin dolar ek ka­zanç yaratır.

Bugünkü kurla yakla­şık 12 milyon TL.

Bu rakam, vergi indiriminin sağlayacağı avantaj­dan çok daha büyüktür.

Yani bir ihracatçı için vize almak, vergi in­diriminden daha değerlidir.Daha çarpıcı bir hesap yapalım.

Türkiye, ABD pazarında sade­ce yüzde 1 daha fazla pay alsa, bu yaklaşık 1 milyar dolar ek ihracat anlamına gelir.

Bu da yaklaşık 45 milyar TL ek ciro demektir.

Sek­törün ortalama kârlılığıyla bu, 10 milyar TL’nin üzerinde ek kâr ya­ratır.

Devletin buradan elde ede­ceği vergi geliri bile milyar TL’yi aşar.

Yani tek bir pazarda elde edi­lecek küçük bir başarı, verilen ver­gi teşviğinin kat kat üzerinde bir ekonomik değer üretir.Nisan ayı içinde tamamlanan, İhracatçı Birlikleri’nin seçim sü­recinde de bu konu en temel ay­rışma noktalarımızdan biriydi.

Biz devlet desteklerine bel bağ­lamanın yeterli olmadığını sa­vunduk.

Asıl meselenin müşteri bulmak olduğunu söyledik çünkü devletin kasası aslında milletin kasasıdır.

Oradan gelen destek sı­nırlıdır.

Oysa dünya pazarı sınır­sızdır.

Bizim gözümüz içerideki teşvikte değil, dışarıdaki müşte­ride olmalıdır.Kıymetli bir destekMaliye Bakanlığımızın sağla­dığı bu destek elbette kıymetli­dir.

Ancak bu bir çözüm değil, bir ara destektir.

Asıl çözüm Ticaret Bakanlığı ve Dışişleri Bakanlığı­nın atacağı adımlardadır.

Türki­ye’nin hedef pazarlarda serbest ticaret anlaşmalarını hızlandır­ması gerekmektedir.

Başta ABD olmak üzere büyük pazarlarda gümrük duvarları kaldırılma­lıdır.

İhracatçıya vize kolaylığı sağlanmalıdır.

Ticari diplomasi aktif hale getirilmelidir.Aksi takdirde bugün vergi in­dirimi ile ayakta tutmaya çalıştı­ğımız firmalar, yarın müşteri bu­lamadığı için kapanmaya devam edecektir.

Kapanan her firma sa­dece üretim kaybı değildir.

Aynı zamanda istihdam kaybıdır.

İh­racat kaybıdır ve en önemlisi ver­gi kaybıdır çünkü kapanan bir iş­letme artık 1 kuruş bile vergi öde­yemez.Bugün alınan karar değerli­dir.

Ancak yeterli değildir.

Eğer gerçekten hazır giyim sektörü­nü ayağa kaldırmak istiyorsak, yönümüzü doğru belirlemeliyiz.

İçeriye değil dışarıya bakmalıyız.

Teşvike değil pazara odaklanma­lıyız çünkü bu sektörün kurtulu­şu vergi indirimiyle değil, müşte­ri bulmakla mümkündür.

İlgili Sitenin Haberleri