Haber Detayı
Washington savaş hesabı yaparken Tahran zamana oynuyor | Dış Haberler
ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a yönelik tehdit dilini yeniden yükseltmesi, Ortadoğu’daki kırılgan ateşkesin aslında ne kadar ince bir ipliğe bağlı olduğunu bir kez daha ortaya koydu. Trump, pazar sabahına karşı kendi sosyal medya platformu Truth Social üzerinden yaptığı paylaşımda “fırtına öncesi sessizlik” ifadesini kullanarak yeni bir askeri hamlenin sinyalini verdi. Habertürk TV Güvenlik Politikaları Koordinatörü Çetiner Çetin'in haberi...
Bu mesaj, zaten haftalardır diken üstünde bekleyen bölgesel güvenlik denkleminde tansiyonu yeniden yükseltirken, İsrail basınına konuşan güvenlik kaynakları Tel Aviv ile Washington arasında savaşın yeniden başlamasına dönük yoğun hazırlıkların sürdüğünü öne sürdü.
ABD Diplomasi çevrelerinin son analizlerinde de Washington’daki karar verici çevrelerde İran’a yönelik baskının askeri seçenekle yeniden desteklenmesi ihtimalinin ciddi biçimde tartışıldığı aktarılıyor.
İsrail’de Alarm Seviyesi En Üst Noktada İsrail kaynaklarına göre Tel Aviv yönetimi, olası yeni bir savaş senaryosuna karşı ordusunu en üst alarm seviyesine çıkarmış durumda.
Yedioth Ahronoth’a dayandırılan değerlendirmelerde, Trump’ın çatışmayı yeniden başlatma ihtimalinin yüzde 50 seviyesinde görüldüğü ileri sürülüyor.
İsrail güvenlik çevreleri, bu olasılığı artık yalnızca teorik bir senaryo olarak değil, aktif bir hazırlık başlığı olarak ele alıyor.
İsrail ordusu ile istihbarat teşkilatı Mossad arasında üst düzey koordinasyon toplantılarının sürdüğü, özellikle İran’ın askeri ve enerji altyapısına yönelik yeni hedef paketlerinin yeniden masaya yatırıldığı ifade ediliyor.
Tahran’ın Stratejisi: Zaman Kazanmak İsrail kaynaklarının dikkat çektiği en çarpıcı değerlendirmelerden biri ise İran’ın zamana oynadığı yönünde.
Buna göre Tahran yönetimi, mevcut krizi uzatarak askeri gerilimi 11 Haziran’da başlayacak Dünya Kupası sonrasına taşımayı hedefliyor.
Bu hesap, yalnızca diplomatik zaman kazanma manevrası değil; aynı zamanda küresel kamuoyu, enerji piyasaları ve Washington üzerindeki psikolojik baskıyı artırmaya dönük çok katmanlı bir strateji olarak okunuyor.
Farsça yayın yapan bazı analiz platformlarında da İran’ın doğrudan teslimiyet görüntüsü vermek yerine uzun müzakere, yıpratma ve stratejik sabır modeli üzerinden hareket ettiği değerlendirmeleri dikkat çekiyor.
Müzakereler Çıkmazda, Askeri Senaryolar Raflardan İniyor ABD ile İran arasında haftalardır devam eden diplomatik temasların artık ciddi bir tıkanma noktasına geldiği görülüyor.
Trump’ın daha önce İran’ın sunduğu yanıtı “tam anlamıyla kabul edilemez” olarak nitelemesi, Washington’un diplomatik sabrının azaldığına işaret etmişti.
İran ise mevcut şartlarında geri adım atmış görünmüyor.
Diplomatik kaynaklara göre Tahran; İran limanlarına yönelik deniz ablukasının kaldırılması, yurtdışında dondurulmuş İran varlıklarının serbest bırakılması, Hürmüz Boğazı’nın yönetim yapısında yeni bir düzenleme ve nükleer zenginleştirme hakkının korunması gibi temel taleplerinde ısrar ediyor.
Trump’ın Masasındaki “Sınırlı Savaş” Formülü İsrail güvenlik değerlendirmelerine göre Trump’ın öncelikli tercihi topyekûn kara savaşı değil; sınırlı ama yüksek etkili askeri operasyonlar olabilir.
Bu çerçevede enerji santralleri, elektrik altyapısı, stratejik köprüler ve lojistik merkezlerin hedef alınabileceği konuşuluyor.
Bu yaklaşım, İran devlet kapasitesini doğrudan felç etmeyi amaçlayan baskı modeli olarak değerlendiriliyor.
ABD kaynaklı bazı güvenlik analizleri de Washington’un “rejim değişikliği” yerine “stratejik felç” modeli üzerinde daha yoğun çalıştığını öne sürüyor.
Kara Operasyonu İhtimali Masada Ama Riskli Her ne kadar Trump’ın kara harekâtı konusunda isteksiz olduğu belirtilse de bu seçeneğin tamamen dışlanmadığı ifade ediliyor.
Masadaki olasılıklar arasında İran’ın yer altına gömülü yüksek zenginleştirilmiş uranyum stoklarına yönelik özel operasyon, İran’ın petrol ihracatı açısından kritik önemdeki Hark Adası’nın kontrol altına alınması ya da Hürmüz’de mahsur kalan ticari gemilere eskort sağlamak amacıyla daha geniş askeri müdahale yer alıyor.
Bu senaryoların her biri, bölgesel savaşı küresel ekonomik krize dönüştürebilecek riskler taşıyor.
Hürmüz Düğümü: Enerji Savaşının Kalbi Krizin merkezinde askeri başlıklardan çok enerji savaşı bulunuyor.
İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki baskısı, küresel petrol piyasaları için en kritik tehdit unsuru olmaya devam ediyor.
Washington’un “deniz ablukası” politikasını sürdürmesi ve hatta daha da sertleştirmesi bekleniyor.
Bu stratejinin amacı, İran’ı ekonomik olarak nefessiz bırakmak.
Ancak Tahran da tam tersine Hürmüz kartını elinde tutarak ABD’ye maliyet üretmeye çalışıyor.
Reuters analizleri, bu denklemde İran’ın askeri zayıflamasına rağmen jeostratejik kozlarını hâlâ etkin biçimde kullandığını vurguluyor.  Netanyahu’nun Sessizliği Bir Taktik Mi?
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun son günlerde güvenlik toplantıları yaptığı ancak dikkat çekici biçimde geniş güvenlik kabinesini toplamaktan kaçındığı belirtiliyor.
İsrail basınına göre bu durum bilinçli bir “aldatma taktiği” olabilir.
Yani İsrail yönetimi kamuoyunda sessizlik görüntüsü verirken sahada çok daha agresif hazırlık yürütüyor olabilir.
Netanyahu’nun daha önce benzer güvenlik krizlerinde son dakikaya kadar belirsizlik stratejisini tercih ettiği biliniyor.
İran Geri Adım Atmıyor İran tarafında ise söylem net: baskı altında teslimiyet yok.
Farsça analizlerde, savaşın yeniden başlaması halinde bunun yalnızca askeri değil rejim içi meşruiyet meselesine dönüşeceği yorumları yapılıyor.
İran’ın zenginleştirme faaliyetlerinden tamamen vazgeçmeye yanaşmaması, Washington’un kırmızı çizgileriyle doğrudan çelişiyor.
Buna karşılık Tahran, belirli yıllar için dondurma veya sınırlama gibi taktik esneklik gösterebilir; ancak tam teslimiyet görüntüsü vermek istemiyor.
Ortadoğu Yeni Bir Patlamanın Eşiğinde Tüm bu tablo, Ortadoğu’da ateşkes kelimesinin yalnızca diplomatik bir dekor olduğunu düşündürüyor.
Washington savaş seçeneğini yeniden ısıtıyor, Tel Aviv aktif hazırlık yapıyor, Tahran ise saati uzatmaya çalışıyor.
Dünya Kupası’na kadar zaman kazanma hesabı, enerji koridorları üzerindeki ekonomik savaş ve nükleer dosyada çözümsüzlük birleştiğinde, bölge yeniden büyük bir çatışmanın eşiğinde duruyor.
Görünen o ki “fırtına öncesi sessizlik” sadece sosyal medya metaforu değil; herkesin birbirine baktığı ama kimsenin ilk hamleyi açıkça üstlenmek istemediği tehlikeli bir jeopolitik bekleyiş.