Haber Detayı
Özgürlük liyakat ve popülizmin realite duvarı
New York Times yazarı Ezra Klein’ın podcast konuğu olan Helena Rosenblatt, The Lost History of Liberalism kitabından bahsederken çarpıcı bir...
New York Times yazarı Ezra Klein’ın podcast konuğu olan Helena Rosenblatt, The Lost History of Liberalism kitabından bahsederken çarpıcı bir noktaya değiniyor: “Liberal” kelimesi, Fransız Devrimi’nin hemen ardından aslında bir alay ifadesi olarak doğmuştu. “O kadar özgürlük dediniz, bakın ortalık altüst oldu” demenin kestirme yoluydu.
İkinci Dünya Savaşı sonrasında ise tam tersine, özgürlük istememenin ayıp sayıldığı ve toplumsal sözleşmenin “özgür bireylerin müzakereyle en doğruyu bulacağı” kabulüne dayandığı bir döneme girildi.
Bugün ise bu büyük kabulün yeniden radikal biçimde sorgulandığı bir eşikteyiz.***Batı dünyası bu sorgulamayı yaparken, sık sık “teknokrasi” ve “akademik liyakat” yanılsamasına kapılıyor.
Örneğin, ABD-İran geriliminde Amerikan sosyal medyası, İranlı liderlerin akademik kariyerleri ile kendi yöneticilerinin sığlığını kıyaslayıp durdu.
Ali Laricani’nin Kant üzerine doktora yapmış olması epey hayranlık uyandırdı.
Oysa filozoflar ve teknokratlar tarafından yönetilmenin neden bir cennet yaratmadığını bizzat İran halkına sormak gerekir.Benzer bir liyakat ve üslup kıyası, Trump’ın Çin ziyaretinde de yaşandı.
New Yorker’ın aktardığına göre, eski bir diplomatın uçakta Çin uzmanı olmadığına dair eleştirisine Beyaz Saray İletişim Direktörü Steve Cheung, “Neden bahsettiğin hakkında en ufak bir fikrin yok, seni basık beyinli moron” diye yanıt verebiliyordu.
Trump’ın bu seyahatini yorumlayan bir dış politika yazarı ise Substack’te iki dünya arasındaki derin yarılmayı şöyle özetlemişti:“Bir tarafta uluslararası durumu ‘Tukidides Tuzağı’ ile ele alan Şi Cinping, diğer tarafta çocukların geçit törenine ve sıcak ilişkilere odaklanan bir Trump.
Şi devlet yönetimi dilini konuşurken, Trump ticaretin ve medya gösterisinin dilini konuşuyor.
Batı’da liderler eylemlerini influencer mantığına göre ayarlarken; Çin, binlerce yıllık medeniyet ufkunu koruyor.”***Teknokrasinin göz boyayan bu liyakat parıltısını aslında kendi ülkemizde de tecrübe ediyoruz.
Yıllarca AKP liyakatsizlikle eleştirildi; oysa bugün belki de kabinenin en “diplomalı” dönemi yaşanıyor.
Bakanların hemen hepsi masterlı, doktoralı, alanında isim yapmış uzmanlar.
Peki, sonuç biz sıradan vatandaşlar için iyi mi?
Kesinlikle hayır.Madalyonun diğer yüzünde ise Trump tipi popülizmin yükselişi var.
İktidara gelmesi kolay; çünkü sistemi alaya alıyor, politik doğruculuğu reddediyor, kaba saba ama “halktan ve dürüst” bir algı yaratıyor.
Fakat bu entelektüel sığlık günün sonunda realite duvarına tosladığında, kitleler tehlikeli bir sorunun eşiğine bırakılıyor:Öngörülebilirlik, düzen ve istikrar için özgürlükler feda mı edilmeli?