Haber Detayı
Küresel krize, yerli üretim ‘ilaç’ olacak
Orta Doğu’daki jeopolitik gerilimler ve Hürmüz Boğazı’ndaki lojistik tıkanıklıklar, ilaçta maliyet krizini tetikliyor. Toplam maliyetlerin yüzde 20-25 artacağını belirten TİYSAT Başkanı Erdinç Yaşrin, sektördeki kronik dışa bağımlılığa karşı tek ‘reçeteyi’ yerli hammadde atağı ve milli üretim seferberliği olarak açıkladı.
Nurdoğan A.
ERGÜNnurdogan.arslan@dunya.comKüresel ilaç tedarik zinciri, pandemi döneminden sonra bu kez de jeopolitik risklerin kıskacında.
Orta Doğu’daki savaş ve Hürmüz Boğazı’ndaki lojistik tıkanıklıklar, ilaç sektöründe üretim maliyeti krizini tetikliyor.
Teknoloji, İlaç ve Yerli Sanayi Topluluğu Kümelenmesi (TİYSAT) Yönetim Kurulu Başkanı Erdinç Yaşrin, özellikle Hürmüz Boğazı üzerinden gerçekleşen hammadde sevkiyatındaki aksamaların, ilaç fiyatları ve halk sağlığı üzerinde ağır “yan etkileri” olacağı uyarısında bulundu.
Yaşrin, “Hürmüz Boğazı’nda yaşanabilecek bir kapanma, küresel petrol ve doğal gaz fiyatlarını doğrudan yukarı çeker.
Bu da ilaç üretiminde kullanılan enerji maliyetlerini artırır.
İlk etapta yüzde 10 ila 15 bandında bir maliyet artışı öngörülebilir.
Ancak bu durumun yıl sonuna kadar devam etmesi halinde, toplam maliyet artışının yüzde 20-25 seviyelerine ulaşması söz konusu.
Bu da özellikle fiyat regülasyonu olan pazarlarda üreticiler üzerinde ciddi baskı oluşturacak” dedi.“Risk sadece Hürmüz Boğazı değil” Orta Doğu’daki jeopolitik gerilimler ve özellikle Hürmüz Boğazı’nda ticaretin sekteye uğramasının, küresel ilaç tedarik zinciri açısından ciddi bir risk olduğunu yineleyen Yaşrin, ancak bu riskin yalnızca Hürmüz Boğazı’na özgü olmadığına dikkat çekti.
Yaşrin, “COVID-19 pandemisi döneminde de benzer kırılmalar yaşandı ve küresel tedarik zincirlerinin ne kadar hassas olduğu net biçimde görüldü.
Halihazırda tam anlamıyla bir kopmadan söz etmek için erken olsa da, bu hattın uzun süreli kapanması ya da kesintiye uğraması durumunda, özellikle Asya’dan Avrupa ve Amerika’ya yapılan hammadde ve ara ürün sevkiyatlarında önemli gecikmeler yaşanabilir.
Bu tür gelişmeler, günümüz dünyasında tedarik zinciri risklerinin süreklilik taşıdığını ve sektörün bu kırılganlığa karşı daha dirençli yapılar kurması gerektiğini bir kez daha ortaya koydu” ifadelerini kullandı.“Bağışıklığımızı yerli üretimle güçlendirebiliriz” İlaç üretiminde kullanılan aktif farmasötik bileşenlerin (API) önemli bir kısmının hâlâ ithal edildiğini dile getiren Yaşrin’e göre, bu noktada yaşanabilecek lojistik aksamalar, üretim süreçlerini doğrudan etkileyebilir. “Böyle bir durumda ülkemizdeki 109 ilaç üretim tesisi üretim yapamaz hale gelir” diyen Yaşrin, şunları söyledi: “Türkiye’deki yerli üreticiler kısa vadede alternatif tedarik kanallarına yönelerek bu riski sınırlamaya çalışacaktır.
Orta ve uzun vadede ise API üretiminin yerlileştirilmesi, stratejik bir zorunluluk haline geldi.” Yaşrin’e göre, küresel türbülanstan çıkışın yolu, ilaç sanayisini bir “milli güvenlik meselesi” olarak görmekten geçiyor. “Küresel ölçekte yaşanabilecek olası bir ilaç tedarik krizine karşı, yerli üretimin artırılması artık bir tercih değil, zorunluluk” diyen Yaşrin, şunları söyledi: “İlaç ve ilaç yan sanayisinin bir milli güvenlik meselesi olduğu dünyanın başat aktörleri tarafından resmi kayırtlara alınmıştır.
Türkiye son yıllarda bu alanda önemli adımlar attı, ancak daha güçlü teşvik mekanizmalarına ihtiyaç var.
Özellikle yatırım teşvikleri, uzun vadeli alım garantileri, Ar-Ge destekleri ve regülasyon süreçlerinin hızlandırılması; üretimi daha cazip ve sürdürülebilir kılacaktır.
Ülkemizde başlangıç malzemesi olarak kullanılabilecek bitki çeşitliliği potansiyelimizin kullanılması ve tarımsal atıklardan faydalanabileceğimiz projelerin desteklenmesi çok önemli.”Türkiye'de en fazla onkoloji ilacı satıldıDünya ilaç pazarı 2025 yılında 1.9 trilyon dolar olurken, Türkiye ilaç pazarı değerde 430.8 milyar TL, hacim ölçeğinde ise 2.7 milyar kutuya ulaştı.
İlaç Endüstrisi İşverenler Sendikası (İEİS) verilerinden yapılan derlemelere göre, referans ilaç pazarı, 2025’de 272.7 milyar TL’ye ulaşırken, kutu ölçeğinde ise 0,95 milyar kutu satış gerçekleşti.
Eşdeğer ilaç pazarı ise aynı dönemde değerde 158.1 milyar TL, kutu ölçeğinde 1.71 milyar adet olarak kayıtlara geçti.
Onkoloji ilaçları yüzde 18,8 pay ile 2025 yılında pazarda değer bazında en çok satışa sahip olan tedavi grubu oldu.
Kutu bazında 2025’de pazarda başı çeken tedavi grubu yüzde 11,3 ile antiromatizmal ilaçlar ve yüzde 10,4 ile kardiyovasküler oldu.
Biyoteknolojik ilaçlar, 2025’de 90.9 milyar TL’ye ve 33.3 milyon kutuluk satışa ulaştı.
Biyobenzer ilaçlar bu dönemde 11.7 milyon kutu ile 8.2 milyar TL seviyesiwne, referans biyoteknolojik ilaçlar ise aynı dönemde 21.6 milyon kutu ile 82.7 milyar TL seviyesine ulaştı.
Türkiye’nin geçen yılki ilaç ihracatı ise yüzde 9,3’lük artışla 2.51 milyar doları seviyesine ulaştı.
Aynı dönemde ilaç ithalatı da yüzde 17,4 oranında artarak 7.3 milyar dolar seviyesine geldi.“Küresel fiyat dalgalanmaları kaçınılmaz”Orta Doğu’daki mevcut tablonun uzaması durumunda dünya ilaç piyasasında dalgalanmaların kaçınılmaz olduğuna dikkat çeken Erdinç Yaşrin, “Özellikle hammadde ve enerji maliyetlerindeki artış, nihai ürün fiyatlarına da yansıyacak.
Kısa vadede kontrollü artışlar görülse de, kriz derinleşirse bazı ürün gruplarında daha sert fiyat hareketleri ve tedarik sıkıntıları yaşanabilir.
Bu nedenle ülkelerin stratejik stok yönetimi ve yerli üretim kapasitelerini artırmaları kritik önem taşıyor” diye konuştu.“Halk sağlığı açısından da risk olur”İlaç sektörünün, “just-in-time” yani kritik zamanlı sevkiyat modeline oldukça bağımlı bir yapıya sahip olduğunu vurgulayan Erdinç Yaşrin, “Bu nedenle yaşanabilecek en küçük aksama bile üretim planlamasını doğrudan etkileyebilir.
Özellikle biyoteknolojik ürünler ve soğuk zincire tabi ilaçlar açısından gecikmeler, sadece ekonomik değil, aynı zamanda halk sağlığı açısından da risk oluşturur.
Bu tür bir kırılma, stok yönetimi stratejilerinin yeniden gözden geçirilmesini zorunlu kılıyor” uyarısı yaptı.