Haber Detayı
Atatürk’ün ‘Alfabe korosu’
Atatürk yeni alfabenin daha kolay ezberlenmesi için önce Alfabe Marşı yazılmasını istedi. Zeki Bey’in piyanoyla çalıp söylediği marşı çok beğenen Atatürk hemen aşçıları, memurları, şoförleri, yani o sırada Çankaya Köşkü’nde kim varsa topladı...
ATATÜRK’ün en önemli, önemli olduğu kadar da en zor devrimlerinden olduğu söylenir, harf devriminin.
Çünkü, bu basit bir “yazı” değişikliğinin ötesinde bir ulusun gelecek yolculuğundaki “çizgi” değişikliğidir.
Yazar Nüket Aşkın’ın, bu dönemi merkezine alan “Yazı” romanı, işte bu yeni alfabe sürecinin belki bugün pek hatırlanmayan ilginç olaylarından birini yeniden hatırlatıyor; Alfabe Marşı...Yeni alfabe hazırlıkları bütün hızıyla sürerken, Çankaya Köşkü de ilginç bir ana tanıklık etti.
Atatürk, Cumhurbaşkanlığı Orkestrası Şefi Osman Zeki Bey’i (Üngör) çağırır:MÜZİK YARDIMIYLA KOLAY EZBERLENİR“Zeki Bey, musiki sözleri ezberlemeyi kolaylaştırır.
Düşündüm ki yeni alfabeyi halkımıza müzik yardımıyla daha kolay ezberletebiliriz...”Atatürk’ten harf listesini alan Zeki Bey, belki de hayatında yapacağı bu en ilginç beste için hemen işe koyuldu.
Atatürk’ün çalışma odasındaki piyanonun başına geçti ve harflerden oluşan güfteyi bestelemeye başladı.
Zeki Bey’in piyanoyla çalıp söylediği marşı çok beğenen Atatürk hemen sofracıları, aşçıları, memurları, şoförleri, seyisi, nöbetçileri yani o sırada Köşk’te kim varsa topladı.
Zeki Bey çaldı, çalışanlar Atatürk’e uyarak marşı söyledi.DAHA SONRA YOLDAN GEÇEN GENÇLER...Köşk’teki bu koronun heyecanından memnun kalan Atatürk, birkaç gün sonra küçük bir orkestrayla şehre inip Meclis’in önüne geldi.
Yoldan geçen gençleri çağırtıp topladı, sonra da orkestraya işaret verdi.
Marş bir kez de bu toplulukla Meclis’in önünde söylenirken, Atatürk, koronun etrafında merakla toplanan kalabalığı da davet etti.
Giderek büyüyen korodan memnun kalan Atatürk orkestra şefine dönerek, “baştan alalım” dedi.
İlk, Atatürk’ün “alfabe korosu” ile duyulan marş giderek yayıldı.
Öğretmen ve görevliler tarafından tekerlemeler ve ritmik söylemlerle farklı versiyonlarda da kullanılırken, bazı kentlerde de çocuklar kortej yürüyüşlerinde bu marşı söylemeye başladı...
Gözden Kaçmasın Yeni dolandırıcılık ağı korkuttu: Haftalarca peşini bırakmadılar! ‘Mağdur sayısı artıyor, bu tuzakta kaybedilen sadece para değil’ Haberi görüntüle ‘SÜRAT KRALİÇELERİ’ YARIŞMALARIYazar Nüket Aşkın da Hürriyet’e, bu zorlu döneme ilişkin şu değerlendirmeyi yaptı:“Atatürk’ün belki de en zor inkılabı harf inkılabıdır.
Kendisini tahta başında gördüğümüz bir fotoğrafın çok daha ötesinde defalarca şehir şehir gezip meydanlara kara tahta kurduran, meydandakileri tek tek eline tebeşir verip harfleri öğreten bir lideri dünyanın hiçbir yerinde göremezsiniz.
En büyük zorluk tabii bu inkılaba geçişle ilgili bir süre koymuş olması. ‘Üç ayda bu iş olacak’ diyor.
Tıpkı milli mücadelenin öncesinde kongrelerle cemiyetlerle halkı yanına alma konusunda gösterdiği gayreti harf inkılabı sürecinde yeniden görüyoruz.
Yasa çıkmadan aylar evvel seyahatlerde halka önce inkılabı anlatıyor, sonra yasayı çıkarıyor.
Bu romanı yazarken amacım bir dönemi kuru bilgiyle değil; insan hikâyeleriyle görünür kılmaktı.
Mesela şapka inkılabında nasıl keçeciler olumsuz etkileniyor, şapka satanlar ticari olarak daha fazla kazanç elde ediyorsa harf inkılabı döneminde de arzuhalciler, eski harflerle kitap basıp dağıtan yayıncılar çok olumsuz etkileniyor ve ilk sekreterlere o dönemde daktilo deniliyor.
Hatta daktilolar arası ‘Sürat Kraliçesi’ yarışmaları düzenleniyor.”ÜNLÜ MARŞA SON DAKİKA DOKUNUŞUYazar Nüket Aşkın, Atatürk’ün, 10.
Yıl Marşı’nın sözlerine son dakika dokunuşunu da anımsatıyor: “‘Yurdun bütün tepelerinde dumanlar tütmektedir’ dizesini ‘Demir ağlarla ördük ana yurdu dört baştan’ olarak değiştiriyor.
Hatta Demiryolları Umum Müdürü Behiç Bey’i de telefonla arayıp ‘Emeğinizi yeteri kadar yansıtmadığı için 10.
Yıl Marşı’nda bir dize değiştirdim, size haber vermek istedim’ diyerek kendisini de ayrıca onurlandırıyor.” ‘Yazı’ adlı kitap, Türkiye’nin yeni harflerle nasıl tanıştığını merkeze almış.
FOTOĞRAFÇISI CASUS ÇIKTIKİTAPTA ilginç bir olay da aktarılıyor.
Atatürk’ün casus çıkan fotoğrafçısının hikâyesi: “Bir de tabii casus fotoğrafçı olayı var ki o da çok enteresan.
İstanbul’un tanınmış fotoğrafçılarından Jean Weinberg cephedeyken Gazi’nin yanında.
Aynı zamanda Atatürk’ün Time’da ikinci kez kapak olduğu fotoğrafı çekmiş birisi. 1929 yılı Cumhuriyet Bayramı kutlamalarında Atatürk’ün fotoğrafçısı Cemal Işıksel’in tripodunu tekmeleyince bir daha Cumhurbaşkanı’nın yanına yaklaştırılmıyor ve olay sonrası bir araştırma yapınca da kendisinin Sovyetler Birliği adına çalışan bir casus olduğu anlaşılıyor.
Nihayet o da İstanbul’u terk ediyor zaten.
Bu olay sonrası çok kritik bir yasa çıkartılıyor.
Bu olaydan bir iki yıl sonra 11 Haziran 1932’de kabul edilen 2007 sayılı ‘Türkiye’deki Türk Vatandaşlarına Tahsis Edilen Sanat ve Hizmetler Hakkındaki Kanun’ ile seyyar satıcılık, fotoğrafçılık, berberlik, şoförlük, çalgıcılık ve inşaat işçiliği gibi bazı meslekleri yabancıların yapmaları yasaklanıyor.” Mustafa Kemal Atatürk kara tahta başında yeni alfabeyi öğretme çalışmalarına katılıyordu.
İMZASI DA DEĞİŞTİYENİ alfabeyle birlikte Atatürk’ün imzası da değişiyor.
Nüket Aşkın bunu, “Yeni Türk alfabesiyle birlikte güzel bir imza arayışında o günlerde Atatürk.
Daha evvel ‘Gençliğe Hitabe’yi gayet güzel kaleme alan Robert Kolej hocalarından, kaligrafi hocası Vahram Çerçiyan’ın çalışmalarını çok beğeniyor ve bir imza çalışması yapmasını istiyor.
Vahram Bey’in oğlu Dikran Çerçiyan o günlerde 14 yaşında.
Bir gece kapılarının çalınıp babasına görev verildiğini ve imza örneklerinin ertesi sabah 8.30’da bitmesi talimatının verildiğini anlatır.
Vahram Bey, sabaha kadar uyumadan beş adet imza örneği tasarlıyor.
Atatürk, bunların içinden en sade olanını tercih ediyor” diye anlattı.