Haber Detayı

Sis çağı, liderliği yeniden tanımlıyor
Ekonomi ekonomigazetesi.com
18/05/2026 07:12 (10 saat önce)

Sis çağı, liderliği yeniden tanımlıyor

Küresel ölçekte artan jeopolitik riskler, korumacılık ve yapay zeka temelli belirsizlikler, “liderlik” kavramının niteliğini de yeniden şekillendiriyor. EKONOMİ gazetesinin PwC Türkiye desteğiyle düzenlediği “Dönüşen Liderlik Zirvesi” Ege ayağının ikincisi Kuşadası’nda gerçekleştirildi. İş insanlarının yoğun ilgi gösterdiği zirvede; savaşlar, rekabet koşulları ve yeşil dönüşüm ile yeni iş modelleri üzerinden oluşan belirsizliklerin yönetilmesi konuları masaya yatırıldı. Zirvenin açılışında konuşan PwC Türkiye Bölge Ofisleri Lideri Mehmet Karakurt, özellikle yapa zeka temelli belirsizliklere işaret ederek, “Bu belirsizlik döneminde liderlik çok daha önemli geldi. Bu döneme çok hızlı adapte olunması, liderliğin ona göre değişmesi hayatta kalmamızın ve öne geçmemizin en büyük yapı taşlarından biri olacak” dedi. İş dünyasından konuşmacılar ise belirsizlik dönemindeki dönüşüm ve liderlik deneyimlerini paylaştı.

AHMET USMAN - DUYGU GÖKSU - İREM CEYLİN DEMİRCAN EKONOMİ gazetesinin PwC Türkiye katkısıyla düzenlediği Dönüşen Liderlik Zirvesi’nin Ege buluşması Pine Bay Holiday Resort Kuşadası’nda “Medeniyetin Beşiğinde Geleceği Birlikte Yazıyoruz” temasıyla gerçekleştirildi.

Ege iş dünyası liderlerinin yer aldığı zirvede gün boyu süren oturumlarda konuşmacılar sektörlerinin ve şirketlerinin günümüz ekonomisindeki dönüşüm süreçlerini ve belirsizlik ortamında bu süreçlere nasıl liderlik ettiklerini dinleyicilerle paylaştılar.

Göçtur Turizm Yatırım ve Ticaret AŞ ve Pine Bay Holiday Resort Kuşadası’nın ana sponsorluğunda düzenlenen zirvenin co-sponsorları ESBAŞ ve Pegasus olurken, oturum sponsorluklarını Doğanlar Holding ile Maxxen üstlendi.

Destek sponsorlarının Alpedo, Ege İhracatçı Birlikleri ve Kurşunlar AŞ olduğu zirveye, Çelmak, MK Makina, DoğanKoç Özel Güvenlik de katkıda bulundular.

Zirve kapsamında oturumlar dışında workshop’lar gerçekleştirilirken, ünlü oyuncu Çağlar Çorumlu, yaptığı stand-up gösterisiyle katılımcılara keyifli dakikalar yaşattı.

Program akışının Nasıl Bir EKONOMİ TV Editörü Berfin Çıpa tarafından yönetildiği zirvenin açılış konuşmalarını EKONOMİ Gazetesi Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Güldağ, Yazı İşleri Müdürü Handan Sema Ceylan ve PwC Türkiye Bölge Ofisleri Lideri Mehmet Karakurt yaptı.

Zirve konuşmacıları yapay zeka, enflasyon, savaşlar, politik gerginlikler, emtia fiyatları gibi pek çok belirsizliğin hüküm sürdüğü günümüz ekonomisinde bu dönüşümleri yönetecek olan liderliğin her zamankinden daha önemli hale geldiğini dile getirdiler.

Konuşmasında Türkiye ve dünyada ilginç dönemlerin bitmediğini dile getiren PwC Türkiye Bölge Ofisleri Lideri Mehmet Karakurt, şunları söyledi: “Son 10 yılda Türkiye ve dünyada o kadar çok değişiklik oldu ki artık bunlara direnç almaktan önlem alamaz hale geldik.

PwC olarak bu döneme yapay zeka çağı dedik.

Yapay zekanın getirdiği bu belirsizlik döneminde liderlik çok daha önemli hale geldi.

Bu döneme çok hızlı adapte olunması, liderliğin ona göre değişmesi bizim hayatta kalmamızın ve öne geçmemizin en büyük yapı taşlarından biri olacak.” Emre Alkin: Petrolde kriz senaryosu, kara harekatı ■ Zirvede "Savaş Ortamında Türkiye İçin Gerçek Bir Reçete Nasıl Yazılır?” başlıklı bir sunum gerçekleştiren Topkapı Üniversitesi Rektörü Prof.Dr.

Emre Alkin, Türkiye’nin ithalatının yüzde 90’ı başta petrol olmak üzere hammadde ve yatırım mallarından oluştuğunu hatırlatarak, ülkede ilk kez ekonomi daralırken cari açığın rekor kırar hale geldiğini dile getirdi.

Petrol fiyatlarına dair iyimser, kötümser ve kriz olmak üzere 3 senaryo üzerinde duran Alkin, “İyimser senaryo 2028’e kadar petrolün 75-80 dolar bandında seyretmesi.

Kötümser senaryo ise 120 dolardan 90 dolara inen bir ortalama ile tek haneli enflasyonun 2032’ye sarkması.

İran savaşının piyadenin karaya ayak bastığı aşamaya gelmesi ise kriz senaryosunu ifade eder ki bu durumda küresel bir gıda ve enerji krizi kaçınılmazdır” dedi.

İş insanlarına enflasyonla mücadele konusunda tavsiyelerde bulunan Alkin, “Sizin yaşadıklarınızın resmi enflasyon rakamlarıyla bir ilgisi yok.

Benim tavsiyem, şirketinizin en yüksek 25 – 30 tane maliyet kalemini alın, 3 sene önceye gidin.

O tarihi 100 olarak endeksleyin.

Sonra da bugüne gelip neler olmuş bir bakın. 6-7 aylık bir egzersizden sonra 2-3 seneyi bile nokta atışı tutturduğunuzu göreceksiniz.

Enflasyon düşmüyor.

İPSOS’un araştırmasına göre dünyada enflasyondan en çok korkanlar Türklermiş.

Bizler, yarın fiyatı artacak diye bayatlamayacak ürünleri 6 aylık, 9 aylık stoklayan insanlarız.

Vatandaş enflasyonun düşüneceğine inanmıyorsa siz nasıl düşüreceksiniz.

Halka rağmen halka hizmet olmaz.

Ben 2017’de bin TL’ye bulaşık makinesi almıştım, şimdi bulaşık deterjanının fiyatı bin 75 TL.

Konu bu kadar basit.

Kimseyi kandırmaya gerek yok.

Siz de ne yaşadığınızı biliyorsunuz” diye konuştu.

ŞANS SOHBETLERİ’NDE TÜRKİYE VE DÜNYA EKONOMİSİ MASAYA YATIRILDI EKONOMİ Gazetesi Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Güldağ ve Ekonomist Ali Ağaoğlu’nun Şans Sohbetleri, zirveye özel olarak Anadolu Yatırım Menkul Kıymetler AŞ Genel Müdürü Dr.Nuri Sevgen’in katılımıyla gerçekleştirildi.

Sohbette küresel finansal piyasaların geleceği, enerji fiyatlarındaki dalgalanmalar ve ekonomik güç dengeleri ele alındı.

Petrol ve değerli metallerin stratejik önemine dikkat çeken konuşmacılar, borç krizleri ve merkez bankası politikaları gibi makroekonomik risklerin borsa ile emtia piyasalarına yansımalarını kapsamlı bir şekilde değerlendirdiler.

Altın, gümüş ve bakır gibi emtiaların geleceği ile Türkiye’nin bütçe disiplini ve vergi uygulamalarının ele alındığı Şans Sohbetleri soru-cevap bölümüyle tamamlandı. “Bergama, yeni nesil serbest bölge ve inovasyon üssü oluyor” Gala yemeği öncesinde serbest bölgeler hakkında bilgi veren Ege Serbest Bölgesi (ESBAŞ) ve Batı Anadolu Serbest Bölgesi (BASBAŞ) Yönetim Kurulu Başkan Vekili ve Yürütme Kurulu Başkanı Dr.

Faruk Güler, EKONOMİ Gazetesi Genel Koordinatörü Vahap Munyar'ın sorularını yanıtladı.

Dr.

Güler, serbest bölgelerin Türkiye’de devletin yatırım, ihracat ve istihdamı artırmak için oluşturduğu özel ekonomik alanlar olduğunu belirtti.

Serbest bölgelerin 1985 yılında döviz kıtlığı, ihracat ihtiyacı ve teknoloji çekme hedefiyle kurulduğunu hatırlatan Güler, “Serbest bölgeler aslında devletin ‘döviz gelsin, yatırım gelsin, teknoloji gelsin, istihdam oluşsun’ diye kurduğu bir modeldir.

Bu ihtiyaç o gün nasılsa bugün de aynı şekilde devam ediyor” dedi.

Türkiye’de serbest bölgelerin zaman içinde farklı uygulamalarla geliştiğini, bazı dönemlerde sistemin aksadığını ancak doğru modelle yönetildiğinde büyük başarılar ortaya çıktığını söyleyen Güler, “Biz 36 yıl önce ESBAŞ’ı kurduk.

Bugün geldiğimiz noktada serbest bölgelerdeki işlem hacminin yaklaşık yüzde 27’sini biz gerçekleştiriyoruz. 6,5 milyar dolarlık ticaret hacmine, 3,5 milyar dolarlık ihracata ulaştık.

Bu rakamlar doğru kurgulanmış bir serbest bölge modelinin nasıl sonuç verdiğini gösteriyor” diye konuştu.

Bergama’da kurulan Batı Anadolu Serbest Bölgesi’ne de değinen Güler, yeni nesil yatırımcıların ilgisinin yüksek olduğunu ve bölgenin kısa sürede stratejik bir üretim ve ihracat üssü haline gelme yolunda ilerlediğini vurguladı.

Güler, şunları söyledi: "120 şirkete kadar kapasite planladık ve şu anda ciddi bir yatırımcı talebiyle karşı karşıyayız.

Enerji depolama teknolojilerinden nanoteknolojiye, otomotivden gıdaya, markalı üretimden yüksek katma değerli sanayiye kadar çok geniş bir yelpazede firmalar burada yer almak için başvuru yapıyor.” Serbest bölgelerin artık klasik üretim alanlarının ötesine geçtiğini ifade eden Güler, bu yapıların giderek inovasyon ve teknoloji odaklı merkezlere dönüştüğünü söyledi.

Güler, “Serbest bölgeler artık sadece üretimin yapıldığı alanlar değil; tasarımın, Ar-Ge’nin, inovasyonun ve katma değerli ihracatın merkezleri haline geliyor.

Biz de Batı Anadolu Serbest Bölgesi’nde bu dönüşümü en güçlü şekilde hayata geçirmeyi hedefl iyoruz” ifadelerini kullandı. "Gençlerin teknolojik donanımı rekabetçilik için geliştirilmeli" ■ PwC Türkiye İnsan Yönetimi ve Organizasyon Danışmanlığı Lideri Ersin Yıldırım da, “Yapay Zekanın İkili Etkisi: İnsan ve Organizasyon” konulu sunumunda yapay zekanın iş dünyası ve ekonomi üzerindeki dönüştürücü etkilerini ele aldı.

Yapay zekayı sadece bir teknoloji ekibi işi olarak değil, tüm departmanların ustalaşması gereken stratejik bir araç olarak tanımlayan Yıldırım, “Şirketlerin sürdürülebilirliği için maliyetleri dengeleme, hızı artırma ve yeni yetkinlikler edinme süreçlerinde yapay zeka kritik bir rol oynuyor.

Türkiye’nin genç nüfusunun ve mevcut çalışanların teknolojik donanımlarını geliştirmesi rekabetçilik açısından şart.

Nitekim bizler Anadolu’da yetenek bulmakta zorlanıyoruz.

Geleneksel iş yapış şekillerinin yerini alan bu yeni döneme uyum sağlayamayan kurumlar gelecekte varlıklarını sürdürmekte zorlanacaklar.

Bir başka konu da kamu çalışanları.

E-devlet 2008’de kullanılmaya başlandı.

Kamunun iş yükü azalmasına karşın o tarihte 2.2 milyon olan kamu çalışanı sayısı bugün 5.5 milyona yükseldi.

Bu da bize enfl asyondan toplumsal konulara kadar pek çok alanda ek yük getiriyor” diye konuştu. “İhracatta dönüşümün merkezinde inovasyon ve markalaşma var” EKONOMİ Gazetesi Genel Koordinatörü Vahap Munyar’ın moderatörlüğünü yürüttüğü "Küresel Rekabette Dayanıklılık: İhracatın Yeni Yol Haritası" konulu asansör konuşmalarının ilk konuğu Ege İhracatçı Birlikleri (EİB) Koordinatör Başkanı Muhammet Öztürk (üstte solda) oldu.

Öztürk, Türkiye’nin uzun yıllardır ihracatta maliyet ve fiyat rekabetiyle büyüdüğünü ancak mevcut ekonomik koşulların bu modelin sürdürülebilir olmadığını açık şekilde ortaya koyduğunu söyledi.

Türkiye’nin kilogram başına ihracat değerinin halen 1,5 dolar seviyelerinde seyrettiğine dikkat çeken Öztürk, “Arada sırada 1,6 doları yakalıyoruz ama tekrar düşüyor.

Türkiye artık yalnızca uygun fiyatla küresel pazarlarda kalıcı olamayacağını gördü.

Emek yoğun sektörlerde Uzakdoğu ülkelerine göre yüzde 40, Avrupa ülkelerine göre ise yüzde 20 daha pahalıyız.

Son birkaç yıldır döviz kurları enflasyon artışının altında kaldı.

Bu durum ihracatçıyı çok zorladı ama aynı zamanda gerçeği görmemize de vesile oldu.

Bundan sonraki süreçte fiyatla değil, değerle rekabet etmek zorundayız” dedi.

Yeni pazarlara açılmanın ve mevcut pazarlardaki etkinliği korumanın aynı anda yürütülmesi gereken iki önemli strateji olduğunu vurgulayan Öztürk, özellikle ticaret heyetlerinin ihracatçılar açısından önemli fırsatlar sunduğunu söyledi.

Ege ihracatının yaklaşık yüzde 45’inin AB ülkelerine yapıldığını belirten Öztürk, “Avrupa pazarı bizim için halen çok önemli.

Ancak tek pazara bağımlılığın riskini de yaşıyoruz.

Bir pazarda kriz olduğunda alternatifinizin olması gerekiyor.

Bu nedenle Amerika başta olmak üzere farklı pazarlarda büyümeye çalışıyoruz.

Fuarlardan daha verimli sonuçlar aldığımızı görüyoruz çünkü doğrudan gerçek alıcılarla görüşme fırsatı sağlıyor.

Katılan firmalarımız her dönüşte bir sonraki heyetin ne zaman yapılacağını soruyor” ifadelerini kullandı.

İkinci asansör konuşmasında ise Denizli İhracatçılar Birliği (DENİB) Başkanı Osman Uğurlu yer aldı.

Munyar'ın sorularını yanıtlayan Uğurlu, Türkiye’nin özellikle tekstil sektöründe artık yalnızca fiyat avantajıyla rekabet etmesinin mümkün olmadığını belirterek, inovasyon, sürdürülebilirlik ve katma değerli üretimin zorunlu hale geldiğini söyledi.

Denizli’nin ihracatında tekstil ve konfeksiyonun yaklaşık yüzde 30 paya sahip olduğunu ifade eden Uğurlu, son dönemde bakır, kablo ve makine sektörlerinde de önemli bir dönüşüm yaşandığını kaydetti.

AB'nin tekstil ve konfeksiyon ithalatının son bir yılda yüzde 12 arttığını ancak Türkiye’nin bu pazarda yüzde 6 gerilediğini söyleyen Uğurlu, “Aslında dış talepte bir sorun yok.

Bizim ciddi anlamda üretim maliyetleri problemimiz var.

Savaş döneminde lojistik avantajımız nedeniyle sipariş kaymaları yaşandı ancak Avrupalı alıcılar bir noktadan sonra ‘Yüzde 60 pahalı alacağıma iki ay beklerim’ diyerek tekrar eski tedarikçilerine yöneldi.

Artık hikayesi olmayan, inovatif olmayan, sürdürülebilirliği ve izlenebilirliği bulunmayan ürünlerle sipariş almak mümkün değil” dedi. “Sanayide ayakta kalma yolu inovasyon ve verimlilikten geçiyor” EKONOMİ Gazetesi Yayın Kurulu Başkanı Şeref Oğuz’un moderatörlüğünü yaptığı "İnovasyonun Dayanıklılığı: Belirsizlik Çağında Yeniden Üretmek" başlıklı asansör konuşması serisinin ilk konuğu Denizli Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Selim Kasapoğlu oldu.

Kasapoğlu, Türkiye’de sanayiye yönelik bakış açısının zaman zaman yanlış değerlendirildiğini ancak Anadolu’da yapılan OSB ziyaretlerinde çok daha farklı bir tabloyla karşılaştıklarını söyledi.

Türk sanayicisinin üretmeye adanmış, zorluklara rağmen yatırım iştahını kaybetmeyen güçlü bir yapı olduğunu vurgulayan Kasapoğlu, “Türkiye’nin birçok yerinde gördüğümüz şey, sanayicinin her türlü finansal zorluğa rağmen üretimden vazgeçmediği ve geleceğe dair umudunu koruduğudur.

Bugün mevcut ekonomik koşullarda yatırım yapmak neredeyse imkânsız hale gelmişken bile Türk sanayicisi üretmeye devam ediyor” şeklinde konuştu.

Çin örneğine de değinen Kasapoğlu, kamu-sanayi iş birliğinin inovasyonun başarısında kritik rol oynadığını belirterek, “Çin’de devletin verdiği güçlü destek ve teşvikler sanayinin önünü açtı ve inovasyonu hızlandırdı” değerlendirmesini yaptı.

Sanayicinin bugün en büyük sorununun inovasyon isteksizliği değil, ayakta kalma mücadelesi olduğunu ifade eden Başkan Kasapoğlu, yüksek maliyetler, kur baskısı ve finansal belirsizlikler nedeniyle birçok sektörün son iki yıldır zarar finansmanı yaptığını söyledi.

Aynı başlıkla gerçekleştirilen ikinci asansör konuşmasında Aydın Sanayi Odası Başkanı Gökhan Maraş, Şeref Oğuz'un sorularını yanıtladı.

Başkan Maraş, Anadolu sanayicisi için inovasyonun artık bir lüks değil, doğrudan hayatta kalma meselesi haline geldiğini söyledi.

Aydın’ın ihracat performansını ve sanayideki dönüşüm ihtiyacını değerlendiren Maraş, rekabet gücünün artırılması için verimlilik ve otomasyonun zorunlu hale geldiğini belirterek, “Bugün Türkiye’de aynı işi iki kişi yapıyor, verimlilik Avrupa’nın çok gerisinde. 8 saatlik mesainin verimli kısmı 4 saatleri bile bulmuyor.

Bu farkı kapatmadan rekabet etmemiz mümkün değil” dedi.

Çin’deki üretim ve otomasyon sistemlerini örnek gösteren Maraş, sanayinin artık hız, teknoloji ve sistem dönüşümüyle ayakta kalabileceğini ifade etti.

Aydın’da özellikle zeytin, enginar ve tarımsal ürünlerin katma değerli farmasötik ürünlere dönüştürülmesi için Ar- Ge çalışmalarının başlatıldığını aktaran Maraş, “Zeytinyağından elde edilen etken maddelerle milyon dolarlık ürünler üretmek mümkün.

Enginarı sadece sofralık değil ilaç sanayinin parçası haline getirmeyi hedefliyoruz.

Bu çalışmaları tamamladık.

Önümüzdeki günlerde bu ürünleri piyasaya sunacağız ve Ege'nin tarımsal ürünlerini katma değerli hale getireceğiz” ifadelerini kullandı.

Davut Doğan: Türkiye’nin çöpten elektrik üreten en büyük firması olduk ■ Zirvede "Ege’de Dönüşümü Yönetenler" başlıklı asansör konuşması serisi de gerçekleştirildi.

EKONOMİ Gazetesi Yazıişleri Müdürü Handan Sema Ceylan'ın yönettiği konuşmaların ilk konuğu Doğanlar Holding Yönetim Kurulu Başkanı Davut Doğan oldu.

Doğan, “Şirketimiz, kurumsallaşma yolunda 39 yıl önce hazırlanan aile anayasası ile yönetiliyor.

Büyüme sürecinde yabancı fonlarla yüzde 50 ortaklık stratejimiz sayesinde 91 yıllık köklü bir marka olan Kelebek Mobilya’yı satın aldık.

Ardından enerji sektörüne girdik.

Çanakkale’de rüzgar santralleri ile başlayan bu yolculuk, güneş ve HES'lerle devam etti.

Biotrend şirketimiz, Türkiye’nin çöpten elektrik üreten en büyük firması haline geldi.

İzmir, Malatya, Sivas gibi birçok ilin çöpünü ayrıştırarak hem geri dönüşümden gelir elde ediyor hem de metan gazından elektrik üretiyoruz.

Ayrıca Türkiye’de ilk karbon ihracatı yapan kurumlardan biri olduk” diye konuştu.

Zirvede katılımcılara Doğan'ın yazdığı "Altın Bulunmadan Zengin Olunmaz" dağıtılırken, Doğan kendi kitabını şu sözlerle açıkladı: "Biz önemli bir ekonomik değer yaratınca çevremizden 'gömü mü buldunuz, altın mı buldunuz' soruları geldi.

Biz evet bir altın bulduk ama bu altın yeniliklere açık işler yapma odağında çok çalışmak, işbirliklerine açık olmak...

Kitabımızın geliri kız çocuklarına eğitim veren vakfımıza gidiyor.

Vakıf aracılığıyla her ay 200 öğrenciye, özellikle deprem bölgesindeki sahipsiz ve kimsesiz kız çocuklarına burs sağlıyoruz.” Rena Çukurova: Başarının üç sütunu: Standartlaşma, markalaşma ve kişiselleştirme EKONOMİ Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Handan Sema Ceylan’ın moderatörlüğünde gerçekleştirilen “Ege’de Dönüşümü Yönetenler” başlıklı oturumda, belirsizliklerden en çok etkilenen sektörlerden birinin turizm olduğunu söyleyen Göçtur Yönetim Kurulu Üyesi ve Otellerden Sorumlu İcra Kurulu Başkan Yardımcısı Rena Çukurova, turizmde başarının üç sütununun standartlaşma, markalaşma ve kişiselleştirilmiş deneyim olduğunu söyledi.

Sektörün, özellikle 2015’ten itibaren gelişen olaylarla birlikte çevik olmayı öğrendiğini dile getiren Çukurova, “Turizm, günümüzde dijital ve mobil kanallardan başlayıp tesis sonrası da devam eden uçtan uca tasarlanmış bir deneyim haline geldi.

Sürdürülebilir bir işletme yapısı için üç temel unsur bir arada olmalı.

Standartlaşma için operasyonel süreçlerden misafirlerle kurulan diyaloğa kadar her alanda istikrarlı bir deneyim sunulmalı.

Markalaşma açısından baktığımızda, marka, işletmenin misafire verdiği bir söz ve bir güven meselesi.

Türkiye bu konuda ciddi adımlar attı ancak rakip ülkelerin hala gerisinde” diye konuştu.

Sürdürülebilir bir gelecek için turizmin 12 aya yayılması gerektiğini ifade eden Çukurova, “Ege Bölgesi, antik kentleri, gastronomisi ve doğasıyla bu potansiyele sahip.

Biz, tüm tesislerimizi 12 ay açık tutarak çalışan aidiyetini de sağlıyoruz.

Çalışan memnuniyeti doğrudan misafir memnuniyetine ve finansal başarılara dönüşüyor.

Lise ve üniversitelerle protokoller yaparak bir akademi yapısı kurduk, öğrencileri müfredat süresince fiziki olarak alanda eğittik” ifadelerini kullandı.

Tolga Murat Özdemir: Yeşil dönüşüm artık tercih değil zorunluluk ■ Kontek Grup CEO’su ve Yönetim Kurulu Başkanı Tolga Murat Özdemir, EKONOMİ Gazetesi Yayın Kurulu Başkanı Şeref Oğuz’un moderatörlüğünde gerçekleşen "Geleceğin Dünyası: Yeşil Dönüşüm ve Yeni İş Modelleri" başlıklı oturumda, yeşil dönüşümün artık bir tercih değil zorunluluk haline geldiğini belirterek, “Yeşil dönüşüm herkesin dilinde ama derinliği ve başlangıç noktası konusunda ciddi bir kafa karışıklığı var.

Avrupa’nın dayattığı karbon düzeni, sanayiyi aynı anda hem dönüştürüyor hem de zorluyor” dedi.

Enerji üretiminde yenilenebilir kaynakların hızla arttığını ancak bunun şebeke dengesini zorladığını ifade eden Özdemir, “Güneş ve rüzgar kesintili kaynaklar.

Bu yüzden asıl mesele üretmek değil, üretilen enerjiyi dengelemek ve depolayabilmek” diye konuştu.

Enerji dönüşümünde en kritik başlıklardan birinin depolama teknolojileri olduğunu vurgulayan Özdemir, “Türkiye’de depolama pazarı henüz yeni başlıyor ama dünyada 3–4 yıldır gelişiyor.

Asıl fark artık neyi ürettiğimiz değil, neyi ne zaman ürettiğimiz ve neyi ne zaman tükettiğimiz olacak.

Elektrikli araçlar ve artan enerji talebi şebeke üzerindeki baskıyı arttırıyor.

Artık hem üretimi hem tüketimi aynı anda yönetmek zorundayız, bunu da dijitalleşme ve yapay zeka olmadan yapmak mümkün değil” şeklinde konuştu.

Kontek Grup olarak sadece enerji üretimi değil, aynı zamanda yapay zekâ tabanlı enerji yönetim sistemleri geliştirdiklerini söyleyen Özdemir, “Batarya, güneş paneli ve rüzgâr türbini birer araçtır; asıl mesele bunları akıllı sistemlerle yönetebilmektir.

Enerjinin geleceği donanımda değil, yazılım ve veri yönetiminde şekillenecek” dedi.

Zirveyi Nasıl Bir Ekonomi TV YouTube Editörü Berfin Çipa sundu.

Sedat Erikoğlu: Yerli işleme tesisi hamlelerine ihtiyacımız var ■ Zirvenin ilgi çeken oturumlarından "Ege’de Global Şirket Olmak”ta bölgenin bir sanayicisi sordu, diğer sanayici yanıtladı.

Moderatörlüğünü Askon Demir & Mechanics & Design Center Grup Şirketleri Yönetim Kurulu Başkanı Okan Konyalıoğlu’nun yaptığı oturumda, Er-Bakır Yönetim Kurulu Başkan Vekili Sedat Erikoğlu soruları yanıtladı.

Yapay zeka veri merkezleri, elektrikli araçlar ve yenilenebilir enerji devrimiyle küresel bakır talebinin 2040’ta 40 milyon tona fırlamasının beklendiğini söyleyen Er-Bakır Yönetim Kurulu Başkan Vekili Sedat Erikoğlu, Türkiye’nin yıllık 500 bin tonluk bakır ihtiyacına dikkat çekerek, izabe tesisi yatırımlarının önemini vurguladı.

Küresel emtia piyasalarındaki sert dalgalanmaları yüzde 90 hedging oranıyla göğüslediklerini söyleyen Erikoğlu, ABD’deki üretim tesisleri ve iç pazar operasyonları dahil olmak üzere yıllık toplam ticaret volümlerinin 1.9 milyar dolar seviyesine ulaştığını açıkladı.

Türkiye’de çıkarılan zengin konsantre bakır madenlerinin katma değer potansiyeline dikkat çeken Erikoğlu, “Ülkemizdeki konsantre bakır madenleri, milyar dolarlık yüksek bütçeli izabe tesislerimizin yetersizliği nedeniyle ham ve katma değeri oldukça düşük şekilde ihraç ediliyor.

Bu zenginliğin ve yüksek katma değerin içeride kalması, cari açığın azaltılması için acil olarak yerli işleme tesisi hamlelerine ihtiyacımız var” şeklinde konuştu.

Erbakır’ın yüksek teknoloji odaklı üretim kabiliyetinin altını çizen Sedat Erikoğlu, Pamukkale Üniversitesi ile ortaklaşa yürüttükleri 5 yıllık yoğun bir Ar-Ge projesinin meyvelerini topladıklarını belirterek, havacılık, uzay sanayisi ve yüksek hızlı tren hatlarında hayati bir fonksiyon üstlenen magnezyum-gümüş alaşımlı kataner sistemini Türkiye’de üreten ilk şirket unvanını aldıklarını söyledi.

Bu teknolojiyle dünyada ilk 5 firma arasına girdiklerini dile getiren Erikoğlu, “Dünyada bu özel alaşımlı teknolojiyi sunabilen sadece 4-5 firmadan biriyiz.

Sivas yüksek hızlı tren hattının ardından, en son Gaziantep hattının da kataner ihalesini kazanarak portföyümüze ekledik.

Yerli mühendislikle katma değerli üretim yapmaya devam edeceğiz” dedi.

Erikoğlu, ErBakır'ın üretim serüvenini ilk gününden itibaren katılımcılarla paylaştı.

Zirvede tiyatro oyuncusu Çağlar Çorumlu da sahne alarak, günlük ekonomik gelişmeleri esprili bir dille anlattı.

Gün boyu süren yoğun zirvenin ardından katılımcılar Pine Bay Otel'de gala yemeğine katıldı.

EKONOMİ Gazetesi 7.

Gençler Geleceğimizdir Koşusu'na da katılarak, destek verdi.

Göçtur Yönetim Kurulu Üyesi Rena Çukurova ile Ömer Faruk Çiftçi, Mecit Yılmaz ve Murat Üryan 5 km'lik parkuru bitirdi.    

İlgili Sitenin Haberleri