Haber Detayı
Mehmet Uçum: Öcalan'ın etnik siyaset tarzının koşula dönüştürülme çabasından vazgeçilmeli
Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum, Anadolu Ajansı için PKK ile yürütülen barış sürecine ilişkin değerlendirmelerinin yer aldığı bir yazı kaleme aldı.
Cumhurbaşkanı Başdanışmanı ve Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu Başkanvekili Mehmet Uçum, PKK ile yürütülen sürçte atılan adımları AA Analiz için kaleme aldı.
Uçum, iktidarın "Terörsüz Türkiye" olarak adlandırdığı sürece ilişkin şu değerlendirmeyi yapıyor: "Geçiş sürecinin tamamlanmasının unsurlarına bakıldığında bundan sonra süreçte ağırlıklı konuların pratik hususlar olduğu yasal düzenlemelerin ise oransal olarak daha az bir yer tuttuğu söylenebilir.
Bu tespit iş hacmi açısındandır.
Yoksa yasal düzenlemelerin daha az önemli olduğu manasında değildir." Uçum, "Öcalan’ın devletle ve toplumla bütünleşme perspektifine bağlı olarak etnik siyaset tarzının Türkiye siyasetinin önüne çıkartılmasından ve geçiş sürecinin koşuluna dönüştürülme çabasından vazgeçilmesinin çok önemli olduğu tartışmasızdır" değerlendirmesini yaptı.
Geçiş sürecinde dilin önemine vurgu yapan Uçum, "Geçiş sürecinde genel olarak kullanılan dilin, özel olarak siyasi dilin ne kadar önemli olduğu herkesin malumudur.
Geçmişte de bu konu gündem olmuştu.
Mesela hem siyasi tutsak deyip hem hukuk reformu bir arada konuşulamaz çünkü ideolojik-politik yaklaşımlarla nitelemeler yapılırsa yürürlükteki hukukta yeri olmayan bu nitelemeler üzerinden pozitif hukukun değişim ihtiyacına ilişkin söz söylemek mümkün olmaz" dedi.
Uçum'un yazısınının tamamı şu şekilde: "Türkiye’nin içeride ve bölgede sistematik terör tehdidinden devamlı surette kurtulması, demokratik siyasetin bazı parçaları üzerindeki terör vesayetinin tasfiyesi, terörün dilinin, sosyal, ekonomik ve kültürel etkilerinin tüm mecralarda bitirilmesi hedefiyle devlet, topyekun hamle yapacağı bir geçiş süreci başlattı ve bu çerçevede yeni bir paradigma geliştirdi.
Anayasal olarak devlet başkanı sıfatına sahip Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan 25-26 Ağustos 2024'te Ahlat ve Malazgirt programlarında, 30 Ağustos 2024'te Zafer Bayramı etkinliğinde ve 1 Ekim 2024'te Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin (TBMM) yeni yasama yılı konuşmasında bu paradigmayı etraflıca açıkladı.
Büyük bir tecrübeye ve bilgeliğe sahip MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ise bu konuda öncü girişimler yaptı.
Terörsüz Türkiye’ye geçiş süreci Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın ülke liderliği, Sayın Bahçeli’nin kararlı ve tavizsiz yaklaşımları, Cumhur İttifakı'nın güçlü iradesi ve devlet kurumlarının titiz çalışmalarıyla güçlü şekilde devam ediyor.
Bir devlet inisiyatifi olarak başlayan ve devlet politikası olarak devam eden Terörsüz Türkiye hedefine yönelik geçiş süreci, bu süre zarfında terörsüz bölge amacıyla birleşerek çok önemli bir aşamaya geldi.
Görünür yönüyle 1 Ekim 2024’ten beri devrede olan Terörsüz Türkiye’ye geçiş süreci, geçen 20 aylık sürede birçok ilerlemeyle hedefe erişmenin eşiğine ulaştı.
Geçiş sürecinde ilerlemeler Geçiş sürecinde ilerlemelerin başlıca öne çıkanları şöyle sıralanabilir: 27 Şubat 2025’te Öcalan’ın tarihi ve genel bağlayıcı çağrısı yayımlandı.
Bu çağrının anlamı ve işlevi üzerinde durmak gerekir.
Çağrının temel özelliği nesnel gerçekliğe uygun olmadığı için statü taleplerinden tümden vazgeçilmesidir.
Çağrının temel amacı devlet ve toplumla bütünleşmedir.
Tek devlet ve tek ulus yaklaşımı çağrının omurgasıdır.
Çağrının kapsamında PKK’nın bölgedeki ve Avrupa’daki tüm unsurları ve ilişkileri vardır.
Çağrıda mücadele yöntemi demokratik siyaset olarak benimsenmiştir.
Başka hiçbir yol meşru kabul edilmeyecektir.
Çağrının perspektifi daha ileri bir demokrasiye ulaşmak için siyaset üretmek olarak belirlenmiştir.
Münfesih PKK’nın tüm unsurları ve bağlantılı legal siyasi mecralar her aşamada çağrının bu çerçevesi ve içeriğiyle bağlıdır. 12 Mayıs 2025'te terör örgütünün fesih kararı ilan edildi. 11 Temmuz 2025'te silah yakma merasimi yapıldı.
Terör örgütünün içerideki varlığının son derece minimal olması sebebiyle sembolik gözükse de örgütün Türkiye’den çekilme kararı da önemli bir adım oldu.
Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın 12 Temmuz 2025'te yaptığı tarihe geçen 'Kardeşlik Manifestosu' konuşmasıyla Terörsüz Türkiye hedefi bir üst aşamaya geçti.
Bu üst aşamada 5 Ağustos 2025'te TBMM'de 'Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu' kuruldu.
TBMM Komisyonunun faaliyeti ve rapor Sürecin niteliksel bir aşaması olan TBMM Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, 18 Şubat 2026'da raporunu bitirerek görevini tamamladı.
Yüksek bir temsil bileşimiyle kurulan Komisyon, tarihsel bir sorumluluk üstlendi ve bunun gereğini de layıkıyla yerine getirdi.
TBMM Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu raporunun geçiş sürecine ilişkin hukuk politikası açısından toplumsal rızayı güçlendirdiğini belirtmek gerekir.
Komisyon raporunda geçiş süreci hukukuna ilişkin net bir çerçevenin çizilmesi son derece önemlidir.
Komisyona göre, münfesih PKK terör örgütünün tüm unsurlarıyla silah bıraktığının ve kendisini tasfiye ettiğinin devletin güvenlik birimlerince tespit ve teyit edilmesi ve bunun için bir tespit ve teyit mekanizmasının devrede olması gerekir.
Komisyon, örgütün tüm unsurlarıyla feshiyle silahların teslimi ve bırakılması sürecinde ihtiyaç duyulacak yasal düzenlemelerin yapılması konusunda genel anlayış birliğine varmıştır.
Raporda, toplumla bütünleşmeyi de güçlendirecek geçiş süreci hukuku açısından amaca özgülenmiş, müstakil ve geçici mahiyette bir yasal düzenlemeye ihtiyaç olduğu belirtilmiştir.
Yine raporda, müstakil ve geçici bir kanunun yanı sıra ceza ve infaz hukuku düzenlemelerine yollama yapılmış münfesih örgüt mensuplarıyla ilgili adli işlem gerekliliğine işaret edilmiştir.
Yapılacak düzenlemelerin ve işlemlerin toplumda cezasızlık ve af algısı oluşturmaması gerektiği de vurgulanmıştır.
Raporda yürütme içinde geçiş süreci açısından bir izleme ve raporlama mekanizmasının kurulması önerilmiştir.
Bu mekanizmanın hem kamuoyunu bilgilendirmesinin hem de hazırladığı raporları TBMM’ye sunmasının gerekli görüldüğü ifade edilmiştir.
Görüldüğü üzere, TBMM Komisyonunun raporu Terörsüz Türkiye’ye geçiş sürecinin hukuki ve pratik yol haritasını belirgin ve tartışmaya yer vermeyecek şekilde ortaya koymuştur.
Geçiş sürecinin son aşamasında yapılması gerekenler Komisyon raporunda belirtilen adımları atmaktır.
Bu yönüyle TBMM geçiş sürecinin hukuku bakımından gerekli yasal düzenlemeleri hazırlarken, münfesih örgüt unsurlarının tespit ve teyide elverecek şekilde silah bırakma ve tasfiye sürecini hızlandırması beklenen gelişmelerdir.
Bunların eş zamanlı yürütülmesi hususu elbette TBMM’nin takdirindedir.
TBMM müstakil ve geçici kanunu tasfiye ve kesin silah bırakma gibi şartlara bağlı olarak çıkarma yetkisine sahiptir.
Ayrıca kanunun geçiciliği bakımından TBMM, Cumhurbaşkanı’na kanunda düzenlenmiş süreyi uygun gördüğü sayıda ve makul sürelerde uzatma yetkisi de verebilir.
Nihayetinde TBMM, bünyesinde kurulan Komisyonun raporunda yer alan geçiş süreci çerçevesine uygun her türlü esnek düzenlemeyi yapmaya muktedirdir.
Tüm kamuoyunun TBMM’den bu konuda yüksek bir beklentiye sahip olduğu da gözlenmektedir.
Geçiş süreci yaklaşımının yanında Komisyonun adında yer alan demokrasi perspektifine yönelik raporda yer verilen demokrasiyi güçlendirmeye ilişkin öneri ve değerlendirmelerin de TBMM bakımından etkili olacağı öngörülebilir.
Çünkü raporun son cümlesinde belirtildiği üzere, rapordaki görüş ve değerlendirmelerin yasa çalışmalarında esas alınması en azından dikkate alınması Komisyonun belirttiği bir husustur.
Komisyonun yüksek temsil gücü gözetildiğinde raporun TBMM açısından yasal düzenlemeler için önemli referans belge olduğu rahatlıkla söylenebilir.
Elbette demokratik perspektif bakımından raporda yer alan önerilerin tamamı konusunda mutabakat sağlamak mümkün olmayabilir.
Böyle olsa da raporun birçok yasal düzenleme açısından teşvik edici olacağı değerlendirilebilir.
Geçiş sürecinin tamamlanması Geçiş sürecinin tamamlanmasının unsurlarına bakıldığında bundan sonra süreçte ağırlıklı konuların pratik hususlar olduğu yasal düzenlemelerin ise oransal olarak daha az bir yer tuttuğu söylenebilir.
Bu tespit iş hacmi açısındandır.
Yoksa yasal düzenlemelerin daha az önemli olduğu manasında değildir.
Sistematik terörün kesin ve devamlı surette tasfiyesinin unsurlarına bakıldığında şunlar sıralanabilir, aktif terör pratiğinin tasfiyesi, aktif teröre destek pratiklerinin tasfiyesi, her mecrada terörün gölgesinde kurulan ve beslenen dilin tasfiyesi, demokratik siyaset üzerindeki terör vesayetinin tasfiyesi başlıca gerekliliklerdir.
Diğer önemli bir husus eski ya da yeni tarzda illegal yapılar yoluyla demokratik siyaset üzerinde oluşturulan 'gayrimeşru ve üstenci kadro vesayeti' konusudur.
Bu sorunun tamamen ortadan kaldırılması ve bundan sonra bu tarz yeltenmelerin önüne geçilmesi tasfiye sürecinin önemli bir boyutudur.
Bunları bütünleyecek şekilde münfesih örgütü mensuplarının adli işlemleri ve toplumla bütünleşme konularında yapılacaklarla tasfiye sürecinin büyük ölçüde tamamlanacağı beklenebilir.
Siyasi dilin önemi ve toplumun tamamına güven vermek Geçiş sürecinde genel olarak kullanılan dilin, özel olarak siyasi dilin ne kadar önemli olduğu herkesin malumudur.
Geçmişte de bu konu gündem olmuştu.
Mesela hem siyasi tutsak deyip hem hukuk reformu bir arada konuşulamaz çünkü ideolojik-politik yaklaşımlarla nitelemeler yapılırsa yürürlükteki hukukta yeri olmayan bu nitelemeler üzerinden pozitif hukukun değişim ihtiyacına ilişkin söz söylemek mümkün olmaz.
Dil konusunda elbette herkesin üzerine düşen bir sorumluluk vardır.
Ancak geçiş sürecinde devletin diyalog yürüttüğü muhatapların daha fazla sorumluluk üstlenmesi gerektiği de açıktır.
Bu kapsamda bu muhataplar bakımından toplumun tüm kesimlerine güven vermek ve endişeleri gidermek tartışmasız bir ihtiyaçtır.
Bunun için Öcalan’ın bu konudaki kesin iradesi de dikkate alınarak bağlantılı unsurlar ve legal yapıların özellikle terör ve şiddet siyasetinin gayrimeşru olduğunu ifade etmeleri, açık ya da örtük hangi şekilde kullanılırsa kullanılsın silaha dönüş dilinin tamamen terk edilmesi gerektiğini vurgulamaları çok etkili ve doğru olur.
Toplumun beklediği de budur.
Yine Öcalan’ın devletle ve toplumla bütünleşme perspektifine bağlı olarak etnik siyaset tarzının Türkiye siyasetinin önüne çıkartılmasından ve geçiş sürecinin koşuluna dönüştürülme çabasından vazgeçilmesinin çok önemli olduğu tartışmasızdır.
Örneğin geçmişte coğrafi bir bölgenin adı olarak 'Kürdistan' ifadesinin kullanılmasıyla bugün etnik siyaset için 'Kürdistan' isminin kullanılması arasında niteliksel fark olduğunu görmek gerekir.
Geçmişteki kullanımı referans göstererek bugünkü etnik siyaset kullanımına meşruiyet kazandırma yaklaşımı doğru değildir.
Bugün etnik siyaset aracı olarak kullanılan 'Kürdistan' ismini bu kullanımın sorunları üzerinden değerlendirmek gerekir.
Konu kimin yanlış yapıp yapmadığı meselesi değil, etnik siyasetin Türkiye’nin bütünlüğünün önüne çıkarılmasıdır.
Türk milletinin Türkiye’nin bütünlüğü ve bütünlüğün temel unsurları konusundaki değişmez kabullerini ve hassasiyetini dikkate alarak dil kurmanın geçiş sürecine katkı yapacağı unutulmamalıdır.
Devletin geçiş sürecinin muhataplarıyla yürüttüğü diyalog terörün kesin ve devamlı surette her mecradan tasfiyesi için yürütülen temastır.
Diyaloğun amacı Terörsüz Türkiye’ye geçiş sürecinin en sorunsuz şekilde tamamlanmasını sağlamaktır.
Diyaloğa farklı manalar yüklemek ana mecrasıyla doğrudan ilgili olmayan alanlara taşımak geçiş sürecine zaman kaybettirmekten başka bir şeye yaramaz.
Diyaloğun amacına uygun yürütülmesinin geçiş sürecinin en az sorunla tamamlanması bakımından çok önemli olduğu herkesin kabul edeceği bir durumdur.
Elbette Terörsüz Türkiye’ye geçiş sürecinin tamamlanmasıyla bu sürecin hukuksal koşulları uygun olan muhatapları vesayetsiz demokratik siyaseti benimseyerek daha etkin olabilirler.
Türkiye toplumunun tamamına dönük ve Türkiye halkının tüm kesimlerinin içinde yer aldığı demokrasiyi geliştirme, sosyal politikaları güçlendirme ve ülkesel tüm konularda yürütülen demokratik müzakere süreçlerinin meşru aktörleri olarak çok daha fazla katkı yapabilirler.
O noktadan sonra artık demokrasinin gelişme dinamikleri belirleyici olur.
Daha önce de vurgulandığı gibi bu değerlendirmelerden demokrasiyi geliştirme hamleleri geçiş süreci sonrasına erteleniyor gibi abes sonuçlar çıkartılmasın.
Geçiş sürecinin kendisi bizatihi demokratik siyaset alanını genişleten ve demokrasiye katkı yapan tarihi bir gelişmedir.
Demokrasinin ilerletilmesiyle geçiş süreci iç içedir.
Bununla birlikte toplumun tamamının içinde yer alacağı kapsamlı bir demokrasi ve hukuk reformunun bütün şartları sadece geçiş sürecinin tamamlanmasıyla oluşur.
Son sözü Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın Kazakistan dönüşü uçakta yaptığı açıklamalara bırakalım: 'Biz kararlıyız. ‘Terörsüz Türkiye’ hedefini istemeyenleri sevindirmeyeceğiz, buna fırsat vermeyeceğiz.
Bütün engelleri vakar içinde aşarak ‘Terörsüz Türkiye’ hedefine mutlaka ulaşacağız.'" MHP lideri Bahçeli'den "Terörsüz Türkiye" çıkışı: Yeni yol haritasına ihtiyaç varGündem