Haber Detayı

Bütünsel Gelişme ve Özlenen Türkiye
Dr. r. bülend kırmacı haber3.com
20/05/2026 13:47 (1 saat önce)

Bütünsel Gelişme ve Özlenen Türkiye

Bütünsel Gelişme ve Özlenen Türkiye

Kalkınma kuramı artık yalnızca ekonomik büyüme rakamlarıyla açıklanan bir alan olmaktan çıktı.

Yerini giderek daha fazla “bütünsel gelişme” anlayışına bırakıyor.

Çünkü günümüz dünyasında yalnızca üretim miktarının artması değil; insanın yaşam kalitesi, toplumsal huzur, kültürel gelişim, demokrasi, çevre ve sürdürülebilirlik de kalkınmanın ayrılmaz parçaları olarak görülüyor.Ancak dünyada vaat edilen ile yaşanan arasındaki makas hâlâ oldukça açık.

Bu nedenle toplumsal yaşam iklimi de çoğu zaman huzurlu değil; kaygılı, gergin ve parçalanmış bir görünüm taşıyor.Bir yandan küreselleşme duvarları yıkarken, öte yandan yeni bariyerler kuruluyor.

İnsanlık; barış, demokrasi ve özgürlükler üçgeninin ortak zemininde buluşmak yerine çoğu zaman mikro aidiyetlerin sert çatışmaları içinde savruluyor.Gelişmiş kabul edilen ülkelerin büyük kentlerinde bile tablo kusursuz değildir.

New York’ta, Londra’da, Paris banliyölerinde ya da başka merkezlerde sosyal çatlaklar derinleşmektedir.

Gelir dağılımı bozulmakta, toplum katmanları arasındaki mesafe büyümektedir.Varoşların içinden yükselen apartmanlar, kimi zaman gerçek kalkınmanın değil; rastlantısal servet dağılımının simgeleri hâline gelmektedir.

Çünkü yalnızca bina yapmak gelişmek değildir.

İnsanın geleceğe güvenle bakabilmesi, adalet hissi taşıması ve kültürel olarak güçlenmesi de gelişmenin parçasıdır.Üstelik sorun yalnızca ekonomiyle sınırlı değildir.

Demokrasi, insan hakları ve özgürlükler alanında da dünyanın ciddi bir sınav verdiği açıktır.

Güçlü ülkelerin zaman zaman çifte standartlı politikaları, küresel vicdanı zedelemektedir.

Yoksulluk nedeniyle denizlerde yaşamını yitiren insanlar, mülteci dramları ve adaletsizlikler modern çağın en ağır çelişkilerinden biridir.Bütünsel gelişme anlayışı bu nedenle önemlidir.

Çünkü bu yaklaşım; ekonomik, sosyal, siyasal ve kültürel gelişmeyi birbirinden kopuk değil, birbirini tamamlayan alanlar olarak ele alır.Türkiye’nin de asıl ihtiyacı budur.Kalkınma yalnızca birkaç büyük şehirde yoğunlaşan yatırımlarla değil; Anadolu’nun tüm bölgelerine yayılan dengeli bir gelişim anlayışıyla mümkündür.

Bir ilçenin il olma isteği bile çoğu zaman yalnızca idari bir talep değildir.

O isteğin arkasında; okul, hastane, ulaşım, kültür merkezi, yatırım ve istihdam beklentisi vardır.İnsanlar yalnızca asfalt istemez.

Daha iyi bir yaşam ister.Bir zamanlar küçük şehirlerin yüksekokul, fabrika ya da kamu yatırımı taleplerini coşkuyla karşılaması bundandı.

Çünkü insanlar yatırımın yalnızca ekonomik değil; sosyal dönüşüm de getirdiğini biliyordu.Bugün de organize sanayi bölgeleri, teknoparklar, demiryolları, limanlar, çevreci enerji yatırımları ve modern tarım politikaları aynı anlayışın devamı olabilir.

Ancak bunların yanında kültür merkezleri, tiyatrolar, sinema salonları, kütüphaneler ve gençlik alanları da oluşturulmalıdır.Çünkü kültürsüz kalkınma eksik kalır.Türkiye; ne tarımdan vazgeçmeli ne sanayileşmeden korkmalıdır.

Tam tersine, tarım ile sanayiyi birbirini destekleyen iki temel alan olarak değerlendirmelidir.İstihdamı artırmak gerekir.

Üretimi büyütmek gerekir.

Ama aynı zamanda gelir dağılımını gözetmek, sosyal adaleti güçlendirmek ve fırsat eşitliğini korumak da gerekir.Gerçek gelişme yalnızca ekonomik büyüme değildir.

Aynı zamanda daha eğitimli bir toplum, daha güçlü kurumlar, daha üretken bir kültürel hayat ve daha huzurlu bir sosyal yapı oluşturabilmektir.Bunu başarabilirsek; daha dengeli gelir dağılımına sahip, daha rekabetçi, daha güçlü ve geleceğe daha umutla bakan bir Türkiye’ye ulaşabiliriz.Ve aslında mesele budur:Sadece büyüyen değil, birlikte gelişen bir Türkiye yaratabilmek.Dr.

R.Bülend Kırmacır.b.kirmaci@gmail.com 

İlgili Sitenin Haberleri