Haber Detayı
Hürmüz için zamanla yarış… Avrupa çıkış yolu arıyor | Dış Haberler
Avrupa ülkeleri, küresel enerji ve ticaretin kilit noktası olan Hürmüz Boğazı’nda yaşanan kriz karşısında diplomatik ve askeri seçenekleri aynı anda tartışırken, savaşın küresel bir ekonomik felakete dönüşmesini önlemek için yoğun bir çaba içine girdi. Bu kapsamda, aralarında Avrupa ülkeleri, Körfez ülkeleri ve küresel aktörlerin de bulunduğu 40 ülkeden üst düzey yetkililer, bu hafta çevrim içi bir toplantıda bir araya gelerek boğazda deniz trafiğinin yeniden başlatılmasına yönelik seçenekleri değerlendirdi.
Toplantıda İtalya Dışişleri Bakanı tarafından sunulan en dikkat çekici önerilerden biri, “insani koridor” oluşturulması oldu.
Bu plan kapsamında özellikle gübre ve temel ihtiyaç maddelerinin yoksul ülkelere güvenli şekilde ulaştırılması hedefleniyor.
İtalyan yetkililer, bu girişimin İran kaynaklı savaşın küresel ölçekte bir kıtlığa dönüşmesini engellemeyi amaçlayan birçok Avrupa ve uluslararası girişimden biri olduğunu vurguladı.
Ancak ABD basınında yer alan bilgilere göre, söz konusu öneri toplantıya katılan büyükelçilerden yeterli destek görmedi.
Görüşmeler, Hürmüz Boğazı’nın askeri ya da diplomatik yollarla nasıl yeniden açılacağına dair somut bir plan ortaya konulamadan sona erdi.
Avrupa’ya “askeri katkı” baskısı ABD Başkanı Donald Trump’ın Avrupa ülkelerine yönelik baskısı da toplantının ana gündemlerinden biri oldu.
Washington yönetimi, İran’ın boğaz üzerindeki fiili ablukasını sona erdirmek ve küresel enerji krizini kontrol altına almak için Avrupa’dan acil askeri katkı talep etti.
Ancak Avrupa ülkeleri savaş gemisi gönderme talebini reddetti ve yalnızca savaş sonrası dönemde deniz ticaretine nasıl destek verilebileceğini tartışmakla yetindi.
Avrupa içindeki görüş ayrılıkları ve karar alma süreçlerinin yavaşlığı, ortak bir strateji oluşturulmasını zorlaştırırken; İtalya ve Almanya gibi ülkeler, herhangi bir uluslararası girişim için Birleşmiş Milletler onayının şart olduğunu vurguladı.
Bu durum, sürecin daha da uzayabileceğine işaret ediyor.
Konunun önümüzdeki hafta askeri liderler düzeyinde yeniden ele alınması bekleniyor.
Deniz eskortu planı tartışılıyor Fransız yetkililer, özellikle Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un öncülüğünde, savaş sonrası dönemde ticari gemilere savaş gemileri eşliğinde eskort sağlanmasını önerdi.
ABD ise Avrupa ülkeleri ve Japonya gibi müttefiklerinden kendi ticari gemilerini korumalarını istedi.
Ancak bu planın önünde ciddi engeller bulunuyor.
Yüksek maliyet, sınırlı askeri kapasite ve hava savunma sistemlerinin yetersizliği en büyük sorunlar arasında gösteriliyor.
Alman Savunma Bakanı Boris Pistorius, Avrupa’nın elindeki sınırlı sayıda fırkateynin ABD donanmasıyla kıyaslandığında caydırıcılık açısından yetersiz kalabileceğini açıkça dile getirdi.
Mayın temizliği ve hava koruması seçeneği Almanya ve Belçika, savaş sonrası dönemde Hürmüz Boğazı’na mayın temizleme gemileri gönderme konusunda hazır olduklarını açıkladı.
Ancak Batılı liderler, İran’ın boğazı gerçekten mayınlayıp mayınlamadığı konusunda net bir bilgiye sahip değil.
Nitekim bazı İran gemilerinin hâlâ boğazdan geçiş yaptığı belirtiliyor.
Alternatif planlar arasında, ABD desteğiyle savaş uçakları ve insansız hava araçlarının devreye sokularak İran’dan gelebilecek hava saldırılarına karşı koruma sağlanması da yer alıyor.
Ancak bu seçeneğin de hem maliyetli hem de başarı garantisi olmayan bir yöntem olduğu ifade ediliyor. Özellikle İran’ın sürat tekneleriyle yapabileceği asimetrik saldırıların, sigorta şirketleri ve deniz taşımacılığı şirketleri üzerinde ciddi bir baskı oluşturabileceği belirtiliyor.
Diplomasi ve askeri baskı birlikte Avrupa’nın değerlendirdiği bir diğer strateji ise diplomatik baskı ile askeri caydırıcılığı bir arada kullanmak.
Bu kapsamda İran’a yönelik ekonomik ve siyasi baskıların artırılması, aynı zamanda sahada belirli askeri önlemlerin alınması planlanıyor.
Almanya Dışişleri Bakanı, Çin’e çağrıda bulunarak Pekin’in İran üzerindeki etkisini kullanmasını ve çatışmaların sona erdirilmesine katkı sağlamasını istedi.
Ancak mevcut tablo, diplomatik girişimlerin henüz çatışmayı durdurmada etkili olamadığını gösteriyor.
Buna rağmen Avrupa için en uygulanabilir seçeneğin bu karma model olduğu değerlendiriliyor.
Körfez ve bölge ülkeleri ne diyor?
Körfez ülkeleri de gelişmeleri yakından takip ediyor.
Bahreyn ve Birleşik Arap Emirlikleri’nde yayınlanan analizlerde, Hürmüz’ün güvenliğinin sağlanmasının yalnızca askeri değil aynı zamanda siyasi bir çözüm gerektirdiği vurgulanıyor.
Katar merkezli değerlendirmelerde ise enerji akışının kesintiye uğramasının küresel LNG piyasasında ciddi dalgalanmalara yol açtığına dikkat çekiliyor.
Irak’ta ise hem hükümet kaynakları hem de İran’a yakın Şii gruplar, Hürmüz’de yaşanan krizin bölgesel dengeleri doğrudan etkilediğini ve Basra Körfezi’nin güvenliğinin artık sadece deniz değil kara unsurlarıyla da bağlantılı hale geldiğini ifade ediyor.
Kuveyt’te yayınlanan ekonomik analizlerde ise boğazın kapalı kalmasının petrol gelirlerine bağımlı ekonomiler üzerinde uzun vadeli riskler oluşturduğu belirtiliyor.
İran’ın mesajı: Kontrol bizde İranlı yetkililer ise bu hafta yaptıkları açıklamalarda, savaş sonrasında da Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolü sürdüreceklerini ve gemi geçişlerinden ücret alınabileceğini ifade etti.
Uluslararası hukuka göre açık bir su yolu olan Hürmüz’te bu tür bir uygulamanın ciddi tartışmalara yol açabileceği belirtiliyor.
İran medyasında yer alan yorumlarda, boğazın kontrolünün Tahran için yalnızca askeri değil aynı zamanda ekonomik ve siyasi bir kaldıraç olduğu vurgulanırken, Batı’nın askeri müdahale seçeneğinin bölgeyi daha büyük bir savaşa sürükleyebileceği uyarıları yapılıyor.
Türkiye-Pakistan seçeneği masada İtalya ve Almanya’nın Hürmüz Boğazı’na ilişkin gerçekleştirdiği son derece gizli bir toplantıda, tüm girişimlerin başarısız olması durumunda alternatif senaryolar da ele alındı.
Bu kapsamda ilk seçenek olarak Türkiye ve Pakistan’ın devreye girebileceği bir diplomatik girişim modeli değerlendirildi.
Bu modelde Ankara ve İslamabad’ın arabuluculuk üstlenerek özellikle Avrupa bandıralı ya da Avrupa’ya yük taşıyan gemilerin Hürmüz Boğazı’ndan güvenli geçişini sağlaması öngörülüyor.
İkinci ve daha ileri bir senaryo olarak ise olası bir askeri ve siyasi çözümde Türkiye’nin bölgede anahtar rol üstlenmesi seçeneği gündeme geldi.
Ancak Alman ve İtalyan yetkililerin bu seçeneği son sıraya bıraktığı, Ankara’nın bu tür bir askeri angajmana sıcak bakmadığı ve ikna edilmesinin oldukça zor olduğu yönünde değerlendirmeler yapıldığı ifade ediliyor.
Toplantıda ayrıca Türkiye’nin halihazırda Katar’da bir askeri üs bulundurduğuna dikkat çekilirken, Umman’da olası bir askeri varlık oluşturması halinde Avrupa ile birlikte, Pakistan ile birlikte Hürmüz Boğazı ve çıkış hattında güvenlik mimarisinde belirleyici bir aktör haline gelebileceği görüşü dile getirildiği öğrenildi.
Ancak Alman tarafının bu senaryoya temkinli yaklaştığı ve Türkiye ile bu yönde bir sürecin ancak diğer tüm seçeneklerin tükenmesi halinde gündeme alınabileceğini savunduğu belirtiliyor.
Ancak bu seçenek için Almanya ve diğer diğer Avrupalı aktörlerin sürece katılımı ve Türkiye’nin ikna edilmesinin zor olacağı belirtiliyor.
Küresel ekonomi için en kötü senaryo Uzmanlara göre Hürmüz Boğazı’ndaki krizin devam etmesi, küresel ekonomi için en kötü senaryolardan birini tetikleyebilir.
Zira birçok ülke, yakıt ve gübre sevkiyatları için bu boğaza bağımlı durumda.
Avrupa’da artan petrol, gaz ve gübre fiyatları, enflasyon ve ekonomik durgunluk endişelerini beraberinde getiriyor.
Berlin merkezli Aurora Energy Research şirketinden Hans Kueng, “En büyük risk stagflasyon.
Yani yüksek fiyatların, zaten sınırlı olan büyümeyi tamamen boğması” değerlendirmesinde bulundu.
Tüm bu gelişmeler, Hürmüz Boğazı’nın sadece bir su yolu değil, aynı zamanda küresel ekonominin en kırılgan sinir uçlarından biri olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor.
Avrupa’nın çözüm arayışı sürerken, sahadaki askeri ve siyasi denklemin karmaşıklığı, krizin kısa vadede çözülmesini zorlaştırıyor.