Haber Detayı
Amerika Kendisi Yerine Ölecek Asker Arıyor
Washington’un son dönemde İran’a yönelik sertleşen retoriği, perde arkasında hummalı bir "ortak arayışını" da beraberinde getirdi. Ancak bu kez evdeki hesap çarşıya pek uymadı.
Amerika, NATO müttefiklerinin kapısını çalıp İran’a karşı somut bir askeri destek, hatta doğrudan bir cephe ortaklığı istediğinde beklediği o coşku dolu "evet" cevabını alamadı.
Avrupalı müttefikler, Washington’un kendi siyasi ajandası için açtığı bu tehlikeli dosyaya asker yazmaya niyetli olmadıklarını net bir şekilde hissettirdiler.Peki, Amerika ne yaptı?
NATO’dan beklediği desteği bulamayınca, klasik "arka kapı" stratejisine geri döndü.
Son günlerde sızan ve doğruluğu tartışılan bilgiler, aslında bir tiyatronun sahnelerini andırıyor.
Amerika, "İran’daki muhalif halka, sivil direnişe destek" adı altında bölgeye ciddi bir silah sevkiyatı başlattı.
Ancak ne hikmetse, bu silahlar "yolda" Kürt gruplar tarafından alıkonuluverdi!
Washington bu durumu hafif bir şaşkınlıkla, adeta göz kırparak doğruladı.
Bu, aslında müttefiklerinin yapmadığını, bölgedeki yerel unsurlara "Sizi dolaylı yoldan silahlandırıyorum, şimdi benim yerime çatışma ve ölme sırası sizde" demenin diplomatik kılıfıdır.Kanın Maliyeti: Amerikan Kamuoyu ve Vietnam MirasıPentagon’un strateji odalarında en çok korkulan şey, düşman füzeleri değil, Washington’daki Arlington Mezarlığı’na her gün inen yeni tabutlardır.
Amerikan kamuoyu, denizaşırı topraklardan gelen bayrağa sarılı tabutlara karşı aşırı derecede duyarlı.
Vietnam’da alınan o tarihi yara, Amerikan siyasetçilerinin DNA’sına bir korku kodu olarak işlendi: Mümkün olduğunca az Amerikan kaybı, mümkün olduğunca çok müttefik kanı.
İşte bu yüzden Amerika, kararı tek başına alıp, faturayı ve tabutları müttefiklerine paylaştırma konusunda bir dünya markasıdır.Gelin, bu "kendisi yerine ölecek asker arama" stratejisinin tarihsel izini, bugünden geçmişe doğru, Körfez Savaşı’na kadar sürelim.Afganistan’dan Irak’a: "Gönüllü" KurbanlarÇok değil, daha birkaç yıl öncesine kadar Afganistan dağlarında NATO bayrağı altında toplanan onlarca ülkenin askeri, neyin mücadelesini verdiğini tam anlamadan can verdi.
Amerika düğmeye bastı, "terörle mücadele" dedi ve müttefiklerini o bataklığın en ön safına sürdü.
Amerikan askerleri korunaklı üslerinde teknolojik bir savaş yürütürken, müttefik askerleri dağ köylerinde, pusu bölgelerinde Amerikan çıkarları için "şehit" oldu.
Sonuç?
Amerika bir gece ansızın çekildi, geride binlerce müttefik cenazesi ve darmadağın bir ülke bıraktı.Bir adım daha geri gidelim; 2003 Irak İşgali. "Gönüllüler Koalisyonu" adı verilen o yapay ittifak, aslında Amerika’nın tek başına sırtlanmak istemediği insani ve siyasi maliyetin bölüştürülmesiydi.
Bağdat sokaklarında patlayan bombalar karşısında sadece Amerikan askeri değil, Amerika’nın "yanımıza gelin" ricasını emir telakki eden müttefiklerin evlatları can verdi.
Karar Beyaz Saray’da alındı, ancak yas tutan evler Polonya’dan İtalya’ya kadar geniş bir coğrafyaya yayıldı.Körfez’den Kore’ye: Klasik SenaryoKronolojiyi 1990-91 Körfez Savaşı’na çektiğimizde de manzara aynıdır. "Çöl Fırtınası" operasyonunda Amerika, bölge ülkelerini ve müttefiklerini bir vitrin gibi yanına dizerek, aslında kendi operasyonuna uluslararası bir meşruiyet ve "insani kayıp ortağı" sağladı.
Parayı petrol zengini emirliklere ödetti, cephenin en riskli noktalarında müttefik birliklerini koşturdu.Peki, bu işin asıl "blueprint"i, yani ana planı neresidir?
Kuşkusuz Kore Savaşı. 1950’lerde Amerika, komünizmle mücadele kılıfı altında BM’yi bir aparat gibi kullanarak dünya genelinden asker topladı.
Türkiye de dahil olmak üzere pek çok ülke, aslında Amerika’nın Asya’daki jeopolitik nüfuz mücadelesi için binlerce evladını hiç bilmediği topraklara, bir hiç uğruna ölmeye gönderdi.
Kore, Amerika’nın "başkasının kanıyla küresel güç kalma" stratejisinin ilk büyük ve kanlı provasıydı.Sonuç: Sahnedeki Yeni Kurbanlar Kim?Bugün Kürt grupların "el koyduğu" o silahlar, yarın İran sınırında veya Orta Doğu’nun başka bir dehlizinde dökülecek kanın peşinatıdır.
Amerika için müttefiklik, omuz omuza çarpışmak değil; kendisi için toprağa düşecek bir "taşeron" bulma sanatıdır.
NATO’dan istediğini alamayınca yerel grupları "dolaylı" yoldan silahlandırması, bu çaresizliğin ve kurnazlığın son halkasıdır.Tarih bize gösteriyor ki; Amerika’nın sofrasına müttefik olarak oturanlar, ana menüde kendi gençlerinin olduğunu genellikle iş işten geçtikten sonra anlıyorlar.
Kendi siyasi bekası ve kamuoyu huzuru için başkasının evladını ateşe süren bir "süper güç", aslında en büyük zafiyetini de ele veriyor: Ölmeyi göze alamayan, ama başkalarını öldürmeye mahkum eden bir dev, ne kadar süper kalabilir?