Haber Detayı
Öfkeli kalabalıklar umutlu mazlumlar
HAFTA sonu Londra’da ikiye bölünmüş dünyanın iki kutbunu simgeleyen iki gösteri vardı.
Bir tarafta göçmen karşıtı aşırı sağcıların ‘Krallığı Birleştirin’ eylemi, onun hemen iki sokak ötesinde ise Nakba Günü dolayısıyla “Filistin’e Destek ve Aşırı Sağı Durdurun” yürüyüşü yapıldı.İki gösteriyi de takip ettim.
Birini içinden, diğerini doğal olarak biraz uzaktan...Sanırım artık dünyanın her yeri birbirine benziyor.Bir yanda öfkeli kalabalıklar var.
Öfkelerinin sebebi muhtelif.
Kimi kendini muktedir sanırken aslında o kadar da güçlü olmadığını fark etmiş.
Kimi hayatta bir yol bulamamış.
Başaramadıkları her şey için biriken öfkeleri hayali bir düşmana karşı ete kemiğe bürünmüş.Diğer tarafta ise dünyada yaşanan sorunların farkında olanlar, farklılıklar içinde bir arada yaşayabileceğine inananlar, tüm problemlere karşı umudunu koruyanlar var.“Filistin’e Destek ve Aşırı Sağı Durdurun” yürüyüşü.SOSYAL MEDYA ETKİSİAşırı sağ gösterisinden başlayayım... “Beyaz ve Anglosakson Hıristiyanların Britanya’da tekrar iktidara gelmesi” iddiasıyla sokağa dökülen on binlerin başında bir YouTuber Tommy Robinson var.Bu hareketin önde gelenleri ise televizyon yarışmaları ünlüleri, sosyal medya fenomenleri ve uluslararası göçmen karşıtı, İslamofobik, ırkçı figürler.Peki nasıl oluyor da çok da ciddiye alınmayacak böylesi isimler, sokaklarda yüz binleri toplayabiliyor?Sanırım bu günlerde bütün Avrupa’nın cevabını aradığı ortak soru bu.“Krallığı Birleştirin” eylemi.Lübnan asıllı Fransız yazar Amin Maalouf, Ölümcül Kimlikler kitabında meşhur Oklahoma bombacısı Timothy McVeigh’in beyaz, Anglosakson profilini anlatıp şöyle der: Gezegene hâkim olacağı düşünülen etnik profilden gelen biri kendisi için elinde terörizmden başka bir şeyi kalmayan, soyu tükenmeye yüz tutmuş bir türden başka bir şey değildir.Benzer durum bugün aşırı sağın yükselişi için de geçerli.
Gördüğüm kadarıyla bütün bu öfkeli kalabalık, kendi soyunun tükenmekte olduğunu düşünen bir silaha dönüşmek üzere.Aşırı sağ gösterisine katılanlardan bir kısmıyla aynı trende seyahat ettim.
Bazıları ellerinde gösteride dağıtılan tahta haçlar taşıyorlardı.
Hemen hepsi konuşamayacak kadar içmiş vaziyetteydi.Uğruna eylem düzenledikleri bayrakları çoğunun belinden düşüyor hatta tuvalette yerlerde sürünüyordu.Dublajlı filmlerdeki “lanet” kelimesini kullanmadan kurabildikleri tek bir cümleye rastlamadım.
Milliyetçiliklerini bile “Lanet olası ülkeyi özgür bırakın” diye bağırarak gösteriyorlardı.Aşırı sağcıların iki sokak ötesinde ise farklı dinlerden, etnik kökenlerden, farklı siyasal duruştan on binlerce insan hem Nakba’yı anmak hem aşırı sağa dur demek için bir aradaydı.Dünyada yaşanan bütün katliamlara, kavga gürültüye rağmen insanların yüzünün güldüğü bir kalabalıktı bu.
Aralarında nükleer silahlanma karşıtları da vardı, “ırkçılığa hayır” platformu da...Polisin çizdiği güzergahta bu yürüyüş Waterloo meydanında sona eriyordu.Yürüyüşün bitirildiği meydanda Banksy’nin iki hafta önce şoven milliyetçiliği hicvetmek için diktiği, elinde taşıdığı bayrak kafasına dolaşmış siyasetçi heykelinin bulunması mutlu bir tesadüf oldu.Polisin başarılı operasyonuyla iki ayrı dünyayı temsil eden iki grup karşı karşıya gelmedi.Ama günün sonunda iki grup da aynı toplumun birer parçası.
Peki bu derece bölünmüş kitleler sadece polisiye tedbirlerle bir arada durabilir mi?
Yalnız İngiltere’nin değil, Avrupa siyasetinin kilitlendiği nokta sanırım bu.Banksy’nin heykeli.PARAŞÜTLÜ KEDİ OPERASYONUKEMİRGENLER yüzünden insana bulaşan Hantavirüs bu aralar dünyanın sıcak gündemlerinden biri.Aslında bu tip salgınlar çoğu zaman insanın doğanın dengesini bozması, habitatı değiştirmesiyle ilintili oluyor.Mesela 1950’lerin sonunda benzer bir felaket Güneydoğu Asya’daki Borneo Adası’nda yaşanmış.O dönemde Dünya Sağlık Örgütü, adadaki sıtma sorununu çözmek için sineklere karşı güçlü bir savaş başlattı.
Ellerindeki en güçlü silah zehirli böcek ilacı DDT idi.
Tarlalar, sokaklar, nehir kenarları bu zehirle “temizlendi”.Ancak bu işlem sadece sinekleri öldürmekle kalmadı adadaki kediler için de bir katliama yol açtı.Ortalıkta kedi olmayınca kısa süre sonra adayı fareler sardı.
Tabii ki bu, daha büyük bir salgına giden en kestirme yoldu.Bunun üzerine Mart 1960’ta Dünya Sağlık Örgütü belki de tarihin en enteresan sağlık operasyonu gerçekleştirdi.İngiliz Hava Kuvvetleri’ne ait uçaklar Borneo Adası’nın üzerinden adaya paraşütle kedi attılar.
Tarihe “Kedi İndirme Harekâtı” diye geçen bu operasyonla adadaki fare popülasyonu azalıp salgın felaketinin önüne geçilmiş oldu.Türkiye’deki kedi sevgisinin buna benzer tarihi, kültürel bir arka planı olduğunu düşünüyorum.Avrupa’da cadılık, büyücülük bazen de kıskançlık dolayısıyla büyük kedi katliamları yaşanırken bizim coğrafyamızda kediler hep doğal bir muhafız, dost olarak görülmüş.18. yüzyılda Avrupa’yı vuran önemli salgınların bizi aynı derecede etkilememesi bununla bağlantılı görülüyor.Bugün hâlâ Avrupa sokaklarında dolaşırken kedi görmeniz çok mümkün değil.Oysa şu anda Türkiye’nin uluslararası alandaki belki de en etkili yumuşak gücü, sokak kedileri.
Bunu, Anadolu kültürünün yüzyıllardır koruduğu mirasa borçluyuz.
Kıymetini bilmek lazım.Temsili yapay zekâ görseli.HAZİN BİR EUROVISION YALNIZLIĞIBOYKOTLAR ve siyasi skandallar yüzünden Eurovision’a ilgi azaldı.
Ama İngiltere için Eurovision hâlâ önemini koruyan bir şey.İngiliz televizyonları günler öncesinde yarışmanın yapılacağı şehirden yayınlara başlıyor.
Evlerde Eurovision izleme partileri düzenleniyor.Buna rağmen son yıllarda İngilizlerden beklenen başarı bir türlü gelemiyor.
Başarı şöyle dursun son 6 yılda üç kez sonuncu oldular.Bu yıl durum daha da fenaydı.
Birleşik Krallık’ı temsil eden şarkı “Eins, Zwei, Drei” seyirciden 0, jüriden sadece 1 puan alarak sonuncu oldu.Üstelik İrlanda ve İspanya gibi favori ülkelerin yokluğunda meydan boş sayılırdı.Fakat yarışmaya yeni nesil dinleyicileri kazanmak için bir YouTuber Sam Battle’ı yollayan İngiltere hüsrana uğradı.
Bu 1 puanlık yalnızlık, boykotlarla ortada kalan Eurovision’un en hazin yalnızlığı olsa gerek.Birleşik Krallık’ın Eurovision temsilcisi YouTuber Sam BattleHANTA OLMADI EBOLA VERELİMKUŞ gözlemi uğruna Arjantin’in ücra kıyılarında Hantavirüsü kapanların büyük bir operasyonla evlerine, karantinaya yollanmasıyla rahatlamışken şimdi de ebola haberi geldi.Uganda ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde bir ay içinde 88 kişi salgından ölünce Dünya Sağlık örgütü ebolayı “uluslararası önem taşıyan halk sağlığı acil durumu” ilan etti.Üstelik hastalığın en az 6 Amerikalıya da bulaştığı söyleniyor.
Uluslararası medya şimdiden “Yeni pandemi ebola mı?” haberlerine başladı.Covid salgını sonrasında komplo teorisyenlerine gün doğduğu için insanlar artık bu tip haberlere artık çok daha sert tepki gösteriyor.Şimdi ortada “Hanta olmadıysa ebola verelim” havası var gibi. “Dünya Sağlık Örgütü ne yapmak istemektedir” diyenlerin de sesi yükseliyor.