Haber Detayı

Gıda Sistemini Yerelleştirmenin 3 Yolu
Mete yolaş gercekgundem.com
21/05/2026 06:00 (1 saat önce)

Gıda Sistemini Yerelleştirmenin 3 Yolu

Türkiye'nin gıda sistemini tarladan sofraya uzanan düz bir piyasa zinciri sanırsak son yirmi yılı kaçırırız. Karşımızda basit bir piyasa yok. Sermaye yoğunlaşmasıyla şişmiş, lobiler tarafından biçimlendirilmiş, politik olarak rehin alınmış bir aygıt var.

Gıda Lobisi Hangi 3 Kanaldan Çalışıyor?Bu yoğunlaşma üç şekilde karşımıza çıkıyor.

Birincisi piyasada: az sayıda şirket aşırı kâr ediyor, çalışanın ücretini bastırıyor, halkın geçim alanını daraltıyor.

İkincisi gıdanın nasıl üretildiğinde: tarladan rafa giden teknolojiye, gıdanın hangi aşamaya kadar işleneceğine, fabrikaların kimin denetiminde kalacağına bu güç karar veriyor.

Üçüncüsü siyasette: lobicilikle, dolaylı pazarlıklarla ve düzenleyici yakalamayla politikanın yönü çiziliyor.Bu üç gücün sofradaki ilk işareti basit bir görüntü: enflasyonun altında kalan aileler, raflarda özel markalara ve indirim marketi zincirlerine sığınıyor.

Aileler ucuza ulaşmaya çalışırken indirim zincirleri de ciroyu büyütüyor.

Şimdi süpermarketleri geçmekle kalmıyor, süpermarketleri satın almaya başlıyor.

Aynı zincirler tedarikçinin tek müşterisine dönüştükçe küçük üreticiyi pazarın dışına itiyor.

Gördüğüm tablo şu: aileyle üreticiyi aynı sıkışmanın iki ucunda tutan asimetrik bir piyasa.Aynı yapının pancar tarafındaki sahnesi var.

Devlet tarımsal pazarlardan elini çekince çiftçi de pancarını söküp aklında başka ürünler, hatta kente göç planları kurmaya başladı.

Bu yalnızca verim düşmesi değildi.

Ulusal şeker planlaması yeniden çizilmesi, nişasta bazlı şekerin önünün açılması, kooperatiflerin aşınmasıydı.

Şeker fabrikalarının özelleştirilmesinin ardından devlet fabrikalarının üretim hakkı yaklaşık yüzde 40 düştü, özel sermayenin kotası yüzde 250 fırladı.

Çayın yanındaki şekerin sahibi bile, biz farkına varmadan değişti.Aynı sıkışma süt ve et masasında daha sert.

Küçük süt üreticisi eziliyor, büyük entegre şirketler ve ithalatçılar büyüyor.

Et ve Süt Kurumu, tarımsal piyasanın düzenleyicisi olmaktan çıkıp, ithalat-rant zincirinin tam ortasındaki aktör haline geldi. 2024'te Uruguay'dan kilosu 3,90 dolardan 600 bin baş besilik sığır ithal edildi.

Döner sermaye ve gümrükle birlikte üreticiye kilosu 6 dolardan satıldı.

Sonucu markette, kasapta gördük. 4 Ocak 2024'te 263,89 lira olan dana karkas fiyatı 25 Nisan'da 358,71 liraya çıktı.

Bugün 600 lira civarında.

Yani fiyat istikrarı diye bir şey yok.

Tezgahın etiketleri ay ay yeniden yazılıyor.Tarım 4.0 Türk Çiftçisini Neden Bağımlı Yapıyor?Türkiye'nin gıda lobi yapısı, küresel ölçekteki şirketleşmiş gıda rejiminin yerel bir uzantısı.

Bu rejim, küresel gıda yönetiminin birçok katmanında örgütlü politik faaliyet yürütüyor.

Sadece klasik lobicilikten söz etmiyorum.

Aynı zamanda ultra işlenmiş gıdayı sorunun değil çözümün parçası diye yeniden konumluyor.Bu rejimin etkisini Türkiye'de en çıplak haliyle çocukluk obezitesi politikalarında, paket önündeki etiket tartışmalarında ve okul kantini düzenlemelerinde görülüyor.Dijital tarım ve gıda-tarım teknolojileri söylemi, "yıkıcı yenilik" maskesinin altında dünyanın en büyük dört tarım girdisi şirketinin avantajını derinleştiriyor.

Tarım 4.0 söylemi küçük üretici için bir kurtarıcı değil.

Dijital platforma ve girdi paketine eklenmiş yeni bir bağımlılık tuzağı.

Bu söylem dört eksende okunuyor: tarım ticaretinin sınırsızlaştırılması, daha çok verim baskısı, özel finansın tarıma seferber edilmesi ve çiftçinin verisinin sermayeye dönüştürülmesi.Gıda Lobisi Nasıl Kırılır?İlk önerim kamu alımları üzerine.

Devletin elindeki en büyük gıda alıcısı kendisi: okul ve hastane yemekleri, kamu kurumları, askeri kantinler, belediye iaşesi.

Bu zorunlu kamu alımının bir kısmı, yerel ve agroekolojik üreticilere yüzde paylı garantiyle açılmalı.

Kooperatif tedarikçilere öncelik tanınmalı.

Ultra işlenmiş gıda kantine giremesin diye kriterler yasaya yazılmalı.

Şunu da hatırlatayım: Türkiye, OECD ülkeleri arasında ücretsiz okul yemeği sunmayan az sayıda ülkeden biri.Sonra perakendeci ile tedarikçi arasındaki ilişki geliyor.

Geç ödeme, tek taraflı iade ve raf bedeli sömürüsü açıkça yasaklanmalı.

Kooperatifçiliğin önündeki yasal engeller kaldırılmalı.

Birbiriyle çelişen ve muğlaklık yaratan birden çok mevzuat tek bir yasada toplanmalı.

Gıda toplulukları yasal olarak tanınmalı.Son olarak toprak ve tohum.

Büyükşehir kırsallarındaki belediye mülkiyetli tarımsal araziler, kooperatif kullanım hakkıyla genç çiftçilere açılmalı.

Bir Tohum Sertifikasyon Merkezi kurulmalı.

Bu merkez ata tohumlarını sertifikalandırmalı, ticari kullanımının önünü açmalı.

Ata Tohum Kütüphaneleri kurulmalı.

Zirai yayım yeniden genişletilmeli.

İlgili Sitenin Haberleri